Mübadil gayri mübadil muhacir ve saireye teffiz veya adiyen tahsis olunan gayri menkul emvalin tapuya raptına dair kararname

Mübadil gayri mübadil muhacir ve saireye teffiz veya adiyen tahsis olunan gayri menkul emvalin tapuya raptına dair kararname

KAYNAK: https://acikerisim.tbmm.gov.tr/xmlui/bitstream/handle/11543/1071/197303811.pdf?sequence=1&isAllowed=y

İSKAN TARİHÇESİ

BAŞLANGIÇ

Muhaceret hâdise ve cereyanları tarihte, hususile Türk tarihinde sık sık tesadüf edilen vak'alardandır. Hatta tarih, bir çok milletlerin bugünkü bulunmalarının Türk'lerin ilerileme ve gerilemelerinin eseri olduğuna kanidir.
Tabiat her mevcudu canlılık ve kabiliyeti derecesinde inkişaf ve intişara sevkeder. Binaenaleyh devlet halinde teşekkül eden milletlerin nüfus ve nüfuzu arttıkça yaşamak ve çoğalmak için daha müsait ve mülayim iklim ve toprakları araması tabiidir.
Türk'lerde bu tabiî zaruret önünde Asya ve Anadolu yaylarından daha müsait olan iklimlere intişar mecburiyetinde kalmışlar ve orlarını millî ve harsî hususiyetlerile damgalamalardır.
İntişar ve inkişaf sahalarının içtimaî ve siyasî emniyetinin ihmali yabancı tesirlerin ruhunda ve zihniyetinde yaptığı tahribatla kuvvetlerinin tevakkufu yeni hayat şartlarını daima o yabancı ve sakat kanaatların ölçü ve kalıplarına uydurmağa çalışması yüzünden inkişaf ve hatta mevcudu muhafaza hamle ve kuvvetini kaybederek gerilemeğe mecbur olmuş, daha doğrusu edilmiştir. Türk'ler muntazam teşkilâtlı daimî orduların ne demek olduğu bilinmediği zamanlarda bile ordu yapmış ve ordusile yaşamış bir millet olduğu için hayatı daima ordularının bahtına bağlı kalmış ve ordusile birlikte gittiği yerlerde asırlarca kaldığı ve öz damgasile benimsediği vatan parçalarını ordusile birlikte tahliye etmiştir.

İSTANBUL Hamit Matbaası 1932

KAYNAK: https://acikerisim.tbmm.gov.tr/xmlui/bitstream/handle/11543/1015/197106714.pdf?sequence=1&isAllowed=y

Göç Konferansı 2017 – Seçilmiş Bildiriler Bölüm 2. Yakın Dönem Mübadele Romanlarındaki “Türk” ve “Rum” Algısına Dair Mukayeseli Bir İnceleme

Bölüm 2. Yakın Dönem Mübadele Romanlarındaki “Türk” ve “Rum” Algısına Dair Mukayeseli Bir İnceleme

http://tplondon.com/books/9781910781555.pdf

Atıf Akgün 1 , İsmail Alper Kumsar 2

Selânik içinde selam okunur
Selânın sadası cana dokunur
Rumeli Türküsü

Giriş
Tarihe ilişkin araştırmalar çoğunlukla olayların sebebi, gerçekleşme biçimi ve sonucu üzerinden birtakım rakamlara, kazanımlara, kayıplara yer vererek okurun zihninde genel bir şablon çizmeyi hedefler. Genelleştirme ne kadar büyük ve tutarlı ise varılan sonucun da o denli önemli ve isabetli olduğu düşünülür. Bu yaklaşım tarihe meraklı insanların geçmişte yaşananlar hakkında bilgi edinmesini ve bu bilgilerin kalıcı hâle gelmesini kolaylaştırıcı bir yoldur. Esasen bu genelleştirme, sadece Tarih’te değil bütün bilimlerde kullanılabilen bir metottur. Fakat şurası bir gerçek ki bahsi geçen genelleştirme eylemi, biricik olan ‘insan’a ait duyguların yer yer görmezden gelinmesine ya da büsbütün geçiştirilmesine neden olabilir. Sözgelimi “I. Dünya Savaşı Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914’te Gavrilo Princip adında bir Sırp milliyetçisi tarafından Saraybosna’da öldürülmesi ile patlak verdi.” şeklinde başlayan I. Dünya Savaşı betimlemeleri buna benzer birçok cümle ile
olaylar arasında farklı nedensellik ilişkileri kurularak uzun uzadıya anlatılır. Bu betimlemeler içinde Arşidük Franz Ferdinand’ın veya Gavrilo Princip’in duygularına
yer yoktur. Bir tarih araştırmacısı daha önce defalarca suikasttan kurtulmuş olan Franz Ferdinand’ın bir suikastle öldürülmek konusunda nasıl bir korku yaşadığını tarihin akışı içinde değersiz bir mesele olarak görebilir. Bu çalışma kapsamında ele alacağımız
mübadele meselesinde de durum farklı değildir. Bir tarihçi için mübadele öncesinde ve sonrasında ortaya çıkan ekonomik, siyasi, sosyal sonuçlar hakkında bir hüküm vermek çok değerli iken toprağından koparılan “Mehmed Ağa’nın” duyguları genel manzara
içinde önemli bir yer işgal etmez. Oysa edebî eserde esas olan Mehmed Ağa’nın duygularıdır. Edebî eser, insan tekine özgü bu duyguyu verebildiği ölçüde başarılıdır.
Tarihî roman, sosyal roman ya da daha da özelleştirerek söyleyecek olursak mübadele romanı gibi başlıklar altında söyleyeceklerimizi edebî esere özgü kriterler dahilinde değerlendirmedikçe edebî metni başka çalışma alanlarının arka bahçesi olmaktan kurtarma şansımız yoktur. O hâlde öncelikli ve önemli olan edebî eserin kendine özgü gerçekliğine saygı duymaktır. Edebî eser, herkesçe bilinen bir gerçekliği temel aldığını
da söylese -mübadele gibi- o gerçekliği kendine özgü tarzıyla biçimlendirir. Bu bildiride tarihî gerçeklik bir zemin teşkil etmesi bakımından yer yer hatırlatılmakla birlikte asıl üzerinde durulacak mesele Türk ve Rum algısının edebî eserdeki görünümüdür.
“Mübadele” olayının sıradan göç hâdiselerinden oldukça farklı bir şekilde gerçekleşmiş olması, edebî bakımdan da birçok malzemeyi bünyesinde taşımasını
sağlamıştır. Mübadele’yi insanlığın şahit olduğu diğer büyük göç olaylarından ayıran en belirgin özellik, belli bir anlaşma dahilinde, karşılıklı ve zorunlu olmasıdır. Lozan
Antlaşmasına ek olarak yapılan 30 Ocak 1923 tarihli sözleşme uyarınca Yunanistan’da Batı Trakya dışındaki Müslümanlar ile Türkiye’de İstanbul dışındaki Ortodokslar

1
2
Yrd. Doç. Dr., Ege Üniversitesi, Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü, Türk Dünyası Edebiyatı ABD.
Okt. Dr., Düzce Üniversitesi, Türk Dili Bölümü.
27 Göç Konferansı 2017 - Seçilmiş Bildiriler