Suat Kolukırık*
Anılarda yoklar
Sosyal bilimlerde yoklar
Arşivlerde yoklar
Hasretlerini anlatmadılar
İki taş arasından ağıp çıkmamışlardı ortaya,
geldikleri yerde tarihleri, kültürleri, mezarları, masalları vardı, Nerede onlar?
Anılmadılar, sorulmadılar, konuşmadılar, kaydetmediler,
Anılarını çeyiz sandıklarında gizlediler. Kendi oğullarından kendi kızlarından. Resmi tarihin büyük anlatısı kaba hatlarla 31 Ocak 1923 dedi,
Lozan Antlaşması dedi,
“geldiler, yerleştirildiler,” “gemilere binip gittiler” dedi.
Birkaç masalsı paragraf, birkaç sepia / solgun imge.
Ve sessizlik (Kırtunç, 2005:188).
Özet
Selanik’ten göç eden Çingenelerin göç deneyimi ve hatıraları üzerine kurgulanmış bu çalışma, İzmir Tarlabaşı mahallesinde ikamet eden Çingenelerle yapılan sözlü tarih çalışmasının sonuçlarını
içermektedir. Tarlabaşı Çingeneleri Yunanistan’la 1923 yılında yapılan Lozan Antlaşması sonucuna göre Türkiye’ye gelen Çingenelerdir. Bornova’ya göç eden Çingeneler, tütüncülükle uğraşan Çingenelerdir ve Selanik’te de tütüncülük yapmışlardır. Çalışmada, geçmişi anlamlandırma sürecine ilişkin olarak ‘sözlü tarih’ tekniği kullanılmıştır. Araştırma alanından elde edilen veriler, oluşturulan ‘tanıklık çözümleme modeli’ çerçevesinde analiz edilmiştir. Çalışmada yer alan tanıklıklar, çalışmanın izlediği paradigma içerisinde geçmişin anlamlandırılmasına bir katkı ve geçmişle gelecek arasında bir köprü olarak değerlendirilebilir. Görüşülenlerin geçmişe ilişkin anlatıları; Göç ve Göç’e İlişkin Tasavvur, Geçmiş ve Gelecek Arasında Tarlabaşı, Çalışma Yaşamı ve Tütün İşçiliği, Göçmenlik ve Çingenelik Algısı başlıkları etrafında ele alınmış ve değerlendirilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Çingeneler, Lozan Antlaşması, Göç, Hatıra, Muhacir, Kimlik.
Abstract
This study introduces the outcomes of oral history research based on the experiences and memories of the Gypsies residing in Izmir, Tarlabasi district. Tarlabasi Gypsies have migrated to
Turkey after the compulsory relocation determined by the terms of Lausanne Treaty signed with Greece in 1923. The first Gypsies migrated to Bornova were tobacco workers, who had been living on tobacco production back in Thessalonica. In the study, “oral history” technique was consulted relating to the process of interpreting the past. The data obtained from the research field were analyzed in line with the “evidence analysis model”. The statements introduced within the paradigm of the study may be considered as a contribution to interpret the past and as a bridge between the past and the future.
The past narratives of the participants were considered and evaluated within the framework of some headings, such as Migration and the Perception of Migration, Tarlabasi between the Past and the Future, Work Life and Tobacco Labor, Migration and the Perception of Gypsy Way of Life.
Keywords: Gypsies, Lausanne Treaty, Migration, Memory, Immigrant, Identity.
Giriş
Çingenelerin deneyim ve hatıraları üzerine kurgulanmış bu çalışma, İzmir Tarlabaşı mahallesinde ikamet eden Çingenelerle yapılan sözlü tarih çalışmasının sonuçlarını içermektedir.
Tarlabaşı Çingeneleri, Yunanistan’la 1923 yılında yapılan Lozan Antlaşması[1] sonucuna göre Türkiye’ye gelen Çingenelerdir. “Lozan’da imzalanan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi uyarınca göç eden Türk göçmenlerle birlikte belirli bir oranda Çingene nüfusu da Türkiye’ye gelmiştir” (Özkan,2000:2, Marushiakova-Popov,2001:89). Ancak Lozan Antlaşmasında, ırk ayrımına dayalı bir nüfus sayımı yapılmadığından gelen Çingene nüfusunun ne kadar olduğu konusunda elimizde belirgin bir veri bulunmamaktadır. Lozan öncesinde ise Balkanlardan Anadolu topraklarına yapılan göç hareketlerinin varlığı bilinmektedir (Hirschon, 2005a:11, Dirim Özkan, 2005:271). Ayrıca Balkanlar Bizans’ın son dönemlerinden itibaren Çingeneler açısından ikinci bir vatan olma özelliği taşımıştır.
(Alexandris, 2005: 200). Öyle ki “Çingeneler Avrupa’ya ilk olarak 13. yüzyılın sonlarında Osmanlı Türkleriyle birlikte geçmiş” ve bazı durumlarda da Türk Casusu gibi tanımlamaları alabilmişlerdir (Hancook, 2002:1).
Diğer taraftan Lozan Antlaşmasında “Türk müzakerecilerin kimliği tanımlayıcı ölçüt olarak dini belirtmiş olması -Müslüman olmak-, Türkçe konuşan Karamanlı Rum Ortodokslar ve Yunanca konuşan Giritli Müslümanların mübadeleden hariç tutulmasını engellemiştir” (Keyder, 2005:57).
Lozan’da böyle bir politikanın izlenmiş olmasının Türk tarafı açısından birkaç nedeni vardır. “İlk olarak müzakereci olan İsmet Paşa’nın, Hıristiyan azınlıkların Osmanlının içişlerine karışmak için Büyük Devletler tarafından kullanılıyor olmasını göstermesi, ikinci olarak, yapılacak barış antlaşmasında “Azınlıkların Korunması” başlıklı bir bölüm bulunacak olması ve üçüncü olarak da, Rum azınlığın ve Patrikhanenin Yunan ordusuyla işbirliğine ilişkin anılarının henüz çok taze olmasıdır. Diğer bir neden de Türk hükümetinin bir ulus inşası sürecine girmeye hazır olması gibi etkenlerdir” (Oran, 2005: 165).
Lozan göçmenlerinin Türkiye’ye gelişiyle birlikte ‘ekonomik ve sosyal durumları göz önüne alınarak yerleştirilme işlemleri yapılmış ve tütün üretimiyle geçimlerini sağlayan Drama, Kavala, Girit ile adalar ve kıyı Yunanistan’dan gelenler, ağırlıklı olarak, kıyı Ege ve Tekirdağ ile çevresinde ikametleri sağlanmıştır. Bu bölgelerin dışında Karadeniz’in kıyı şeridi ve özellikle de Samsun, uygun yerler olarak yerleştirmede ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda bir kısım Drama ve Kavala ahalisinden 30.000 tütüncü Samsun ve havalisine yerleştirilmiştir. Kaba anlamda, Türkiye’ye getirilen mübadele göçmenleri, Edirne, Balıkesir, İstanbul, Bursa, Kırklareli, Samsun, Kocaeli, İzmir, Niğde ve Manisa’ya daha yoğun olmak üzere yerleştirilmiştir (Arı, 2003). Araştırma alanını oluşturan Çingenelerin ise Bornova’ya (Tarlabaşı) yerleşme tarihleri, 1931-1937 tarihleri arasında gerçekleşmiş gözükmektedir. Bunun dışında toplu bir göçten ziyade belli aralıklar içerisinde gerçekleştirilen bir göçün yaşandığı bulgulanmıştır. Alanda yapılan mülakat sonuçlarına göre, ilk yerleşen Çingene ailesinin 1931 yılında gelmiş olması muhtemeldir. Bornova’ya göç eden Çingeneler, tütüncülükle uğraşan Çingenelerdir ve Selanik’te de tütüncülük yapmışlardır.
Araştırmanın Yöntemi
Çalışmada, geçmişi anlamlandırma sürecine ilişkin olarak ‘sözlü tarih’ tekniği kullanılmıştır.
Sözlü tarih tekniğini kullanımdaki temel amaç, geçmişin dünyasını derin ve geniş bir biçimde çözümleyebilme çabasıdır. Diğer bir ifadeyle, zamana ve mekana somut bir şekilde yerleşmiş olan toplumsal yapılar ve süreçleri irdeleme düşüncesidir (Skocpol, 1999:3). Bu düşüncenin öte yandan bir metin üretme veya ortaya koyma çabası olduğu da söylenmelidir (Chartier, 1998:16). Sözlü tarihin ‘gerçeğin kendisi değil, kanıtları olduğu varsayımı’ ile (Caunce 2001, Thompson 1999, Neyzi 2004, Danacı 2001) göç süreci, Bornova’ya geliş ve mahallenin kuruluşu, sosyo-ekonomik durum ve sosyal ilişkiler çerçevesinde araştırma alanından veriler toplanmıştır. Veri toplama aşamasında, araştırmacı olarak oturum belirlenmiş, başlatılmış ve konuşulan teşvik edilmiştir, ancak asla yönlendirme ve sorgulama yapılmamıştır. Görüşülenlerin hassasiyeti ve politik bir dil kullanabilmeleri kaygısıyla mülakatlar ses alma cihazı kullanılmadan kayda alınmıştır. Görüşmeye katılanların seçimi, alana belli aralıklarla yapılan ziyaretler sonucunda seçilen görüşülenlerle yapılmıştır. Görüşmeler 11-25 Mart 2004 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmadaki tanıklıklara ait veriler, görüşülen yedi kişiden elde edilen metinlere dayanmaktadır.
Araştırma alanından elde edilen veriler, oluşturulan ‘tanıklık çözümleme modeli’[2] çerçevesinde analiz edilmiştir. Tanıklık çözümleme modeline göre; görüşme metinleri içinde geçen; ifade, söylem,[3] atasözü, slogan ve deyimler uygun başlıklar altında gösterilmiştir. Buna göre tüm bir metin yerine, nokta ile belirtilen ifadeler başat gösterge olarak değerlendirilmiştir. Hangi ifadenin kime ait olduğu (H.K.) gibi kısaltmalarla belirtilmiştir. Gösterilenin (ifade, söylem, atasözü, slogan ve deyimlerin) tespitinde ‘tarihsel olana yapılan vurgu, bağlamı anlamlandırmaya ilişkin olarak gerçekleşmiştir. Zira söylemler tarihseldir ve ancak bağlamları içerisinde anlamlandırılabilirler” (Wodak, 1996:19). Bu yolla, elde edilen anlatılar arasında “örülmüşlük” ilişkisi korunmaya çalışılmıştır. Kalın anlatılar yerine, aynı olayların çoklu sunumları verilmiştir. Çözümlemenin içeriği kadar, biçimi de gözden geçirilmiş verilerin ortaya koyabileceği durağanlıktan kaçınılmıştır. (Burke, 1994:160). Görüşülenlerin geçmişe ilişkin anlatıları; Göç ve Göç’e İlişkin Tasavvur, Geçmiş ve Gelecek Arasında Tarlabaşı, Çalışma Yaşamı ve Tütün İşçiliği, Göçmenlik ve Çingenelik Algısı başlıkları etrafında ele alınmış ve değerlendirilmiştir.
Verilerin Değerlendirilmesi
1.Göç ve Göç’e İlişkin Tasavvur
“Biz Dramalıyız..”
Görüşülenlerin göçe ilişkin olarak hatıralarında yer alan ilk vurgu mekana ilişkindir. Zira görüşülenler arasında Drama’dan göç etmiş olmak, vurgulanan en belirgin ifadedir. Ancak Drama vurgusu bazı anlatılarda Selanik’le birlikte ele alınırken, diğer anlatılarda daha özel bir mekan olarak; Prosaçan, Rauka ve Sardıvan köyleri bağlamında hafızalarda yer almakta ve belirtilmektedir. Bu ikili ifade biçiminin temel nedeni, görüşülenlerin mekansal büyüklüğe ilişkin algılarıyla bağıntılı görünmektedir. Türkiye’ye gelişle birlikte ise, görüşülenlerin göçe ilişkin ifadeleri Sinop, Samsun, Hayrabolu ve Adapazarı üzerinden anlatılmaktadır.
●Babam Drama’dan gelmiş. (A.İ.), Cihan[4] harbinde ayrılmışlar. (H.K.), ●Baskı vardı
Yunanistan’da. (N.O.), ●Babamın dediğine göre yer değiştirdik gavurlarla[5] (D.Ç.),
●Selanik’ten çıkmışız. (R.Ç.), ●Proşaçan köyünden. (R.Ç.), ●Drama doğumluyum. (R.Ç.),
●Selanik’te Müslümanları, Türkleri kesecekleri söylendiği için biz kaçtık. (R.Ç.),
●Adapazarı’na Drama’nın Sardıvan köyünden geldik. (N.O.) ●Selanik’te çiftliğimiz varmış. (N.O.), ●Prosçan’ın Rauka köyünden geldik. (N.O.), ●Biz Dramalıyız. (D.Ç.), ●Nüfus cüzdanımda Drama yazar. (D.Ç.), ●Drama’dan Sinop’a gittik. (D.Ç.), ●Bize Sinop’ta 40 dönüm[6] arsa ve 3 katlı ev verdiler. (R.Ç.), ●Drama’dan gelmiş babamlar. (Y.P.), ●Drama’dan gelmişiz. (E.Y.), ●Anavatanımıza, Türkiye’ye geldik. (N.O.), ●Türkiye anayurdumuz. (N.O.), ●Biz macir [muhacir] olarak geldik. (H.K.).
Görüşülenlerin göçe ilişkin olarak yukarıda yer alan anlatıları, onların Tarlabaşına gelmeden önceki mekanları olarak önemli bir gösterge niteliğindedir. Zira anlatılar arasındaki benzerlik ve bu anlatıları koruma kültürü yaşanılanların sözlü olmasına karşın oldukça önemli bir karakteristik ve veri niteliğindedir. Ayrıca, görüşülenlerin geçmişe yönelik anlatılarıyla yazılı veriler arasında belirgin benzerlikler bulunduğu da görülmektedir. Nitekim Arı, Yunanistan’daki göçmenleri getirmek için kurulan kamplar arasında, Pirsıçan’a gönderilen 30 çadırdan bahsetmektedir’ Arı’nın belirttiği ‘Pirsıçan’ ve görüşülenlerin vurguladığı ‘Prosaçan’ arasında görece bir bağın olduğu düşünülebilir (Arı, 2003). Bunun dışında geçici bir süre de olsa, yerleşim yerinin tercihinde karışıklık yaşandığı görünmektedir. Göç’e ilişkin anlatılar arasında diğer önemli bir nokta, “Selanik’te Müslümanları, Türkleri kesecekleri söylendiği için biz kaçtık” ifadesinde olduğu gibi Tarlabaşı Çingenelerinin kendilerini Türk/Müslüman kimliği altında tanımlamaları ve Türklerle birlikte görmeleridir. Nitekim Balkanlarda yaşayan bazı Müslüman Çingene[7] gruplarının kendilerini Türk kimliği altında tanımlamaları bilinen bir durumdur. Bunların dışında görüşülenlerin Türkiye’yi anayurtları (Türkiye anayurdumuz) olarak görmeleri onların yaşadıkları ülkeyi sahiplenmeleri, bir aidiyet göstergesi ve çabası olarak algılanabilir. Aidiyete ilişkin görüşleri, Atatürk’e ilişkin ifadelerinde de belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
●Atatürk’ü gördüm. (H.K.), ●Hayrabolu’ya geldi. (H.K.), ●Mavi gözlüydü. (H.K.),
●Kemalpaşa vardı, Atatürk. (D.Ç.), ●Onun sayesinde çok yaşadık rahmetlinin. (D.Ç.),
●Babalarımız onu [Atatürk’ü] çok severdi. (D.Ç.), ●Ben rahmetliyi [Atatürk’ü] iki sefer gördüm. (D.Ç.), ●Türkiye’yi kurtaran odur. (D.Ç.), ●Atatürk getirdi bizi buraya. (E.Y.), ●Atatürk getirmiş bizimkileri. (H.K.), ●Atatürk gel deyince bizimkiler gelmişler. (A.İ.), ●Atatürk bizi çağırdı. (R.Ç.), ●Atatürk Adapazarı’nda iskan hakkı vermiş ama bizimkiler buraya geldi. (N.O.), ●Atatürk bize 60 dönüm yer vermiş ama bizimkiler değerlendirememiş. (N.O.), ●Atatürk iskan verdi ama bırakıp gelmiş bizimkiler. (A.İ.).
Diğer taraftan görüşülenlerin Atatürk’e ve onun kurtarıcılığına yönelik ifadeleri, güçlü olan üzerinden kendilerini konumlama çabası olarak da değerlendirilebilir. Bir anlamda Babalarımız onu [Atatürk’ü] çok severdi ve Onun sayesinde çok yaşadık rahmetlinin, ifadelerinde olduğu gibi geçmiş koşullar daha olumlu gösterilmektedir. Bunun dışında Atatürk’ün Selanik doğumlu olması görüşülenlerce, yine güçlü olanla benzeşmede önemli bir araç niteliğindedir. Bu özellik görüşülenlerin kimliğe ilişkin bazı tanımlamalarında (Biz macir [muhacir] olarak geldik) ve özellikle de kendilerini göçmen olarak nitelendirmesinde daha belirgin izlenmektedir.
2. Geçmiş Ve Gelecek Arasında Tarlabaşı
“Eski Tarlabaşı’nı özlüyorum.”
Görüşülenlerin Tarlabaşına yerleşmeleri 1931 tarihi ve sonrasında yapılan göçler çerçevesinde gerçekleşmiş görünmektedir. Göç kararının alınmasında, “Akraba akrabayı buraya çekti” ifadesinde olduğu gibi ‘akrabalık ilişkileri’ önemli bir rol oynamıştır. Türkiye’ye geldikten sonra ise Tarlabaşına hangi bölgeden göç ettikleri konusunda görüşülenlerin belirttiği; Hayrabolu, Adapazarı ve Sinop yukarıda belirtilen ve göçmen yerleşim alanlarıyla aynıdır.
●1933’te geldik buraya. (R.Ç.), ●Akraba akrabayı buraya çekti. (A.İ.), ●Ben Sinop’tan 7 yaşında geldim buraya. (E.Y.), ●Şimdi Tarlabaşı değişti. (H.K.), ●O zaman sakindi, neşeliydi. (H.K.), ●Şimdi Kuruçayır[8] gibi oldu burası.(H.K.), ●İnsanlar değişti. (H.K.), ●Gelenler bize imrenirdi. (H.K.), ●Şimdi felaket. (H.K.), ●Eski Tarlabaşı’nı özlüyorum. (A.İ.), ●Tarlabaşında yer almadım (...) rahat değil, gürültü çok. (R.Ç.), ●Tarlabaşında iki evim vardı, sattım ve şimdiki evimi satın aldım. (R.Ç.), ●Düzelmez orası, dozer gelip yıkması gerekir. (R.Ç.), ●Burası tütün tarlasıydı, tütün dikerdik. (D.Ç.), ●Komşularımızla sorunlarımız olmazdı. (E.Y.), ●Şimdiki Tarlabaşı iyi. O zaman ev yoktu burada. (Y.P.), ●Buraya gelen ilk Romanlar bizleriz. (N.O.), ●Bornova’ya ilk gelen bizleriz. (A.İ.), ●Hayrabolu’dan geldik. (H.K.), ●Hayrabolu’da evimiz vardı. (H.K.), ●Hayrabolu’dan buraya geldik. (A.İ.), ●Babamlar Adapazarı’ndan gelmiş. (N.O.), ●Roman olmayanlar mahalleye yerleşmek istediğinde onları kovduk. (N.O.),
●Bizim tayfa buradaydı. (H.K.).
Görüşülenlerce Tarlabaşı mahallesinin geçmiş görünümüne ilişkin anlatılar, daha çok olumlu olarak kabul edilen sakinlik ve neşelilik gibi özelliklerle tanımlanmaktadır. Aynı zamanda “Bornova’ya ilk gelen bizleriz” ifadesinde olduğu gibi Tarlabaşı mahallesine ve Bornova’ya karşı bir sahiplenme durumu da söz konusudur. Bugünkü Tarlabaşı ise tüm olumsuzlukların kaynağı (Düzelmez orası, dozer gelip yıkması gerekir) olarak sunulmaktadır. Genel anlamda Tarlabaşı mahallesine ilişkin algının belirmesinde ekonomik etkenlerin belirleyici olduğu görünmektedir. Zira ekonomik açıdan daha iyi durumda olan görüşülenler Tarlabaşını olumsuzlarken, diğer görüşülenler Tarlabaşını olumlayabilmektedir. Bu bağlamda Tarlabaşını olumsuzlayanlar; daha çok belirli bir ekonomik seviyeye ulaşmış ve Tarlabaşı mahallesinden ayrılarak Gaco’larla (Çingene dilinde Çingene olmayan) birlikte oturan görüşülenlerdir. Diğer yandan “Roman olmayanlar mahalleye yerleşmek istediğinde onları kovduk” ifadesinde olduğu gibi görüşülenlerin mekan olarak Tarlabaşını sahiplenmeleri de önemli bir özelliktir. Bu tutum daha çok mahalleye eski ve yeni yerleşenler ve akraba olanlarla olmayanlar arasındaki ilişkileri açıklaması noktasında belirleyici olmaktadır. Zira mahalleye ilk yerleşen ailelerle, sonradan yerleşen aileler arasında bir kutuplaşma durumu da yaşanmaktadır.
3. Çalışma Yaşamı Ve Tütün İşçiliği
“Biz tütüncüydük. Tütün Bornova’da vardı.”
Nüfus mübadelesinde Ege bölgesinde tütün işiyle uğraşan Rumların göçüyle birlikte büyük bir işgücü talebi ortaya çıkmış ve bu talep Drama’dan gelen Çingenelerle kapatılmaya çalışılmıştır. Zira Mübadelesinde Anadolu’dan giden yaklaşık 1.2 milyon Hıristiyan’a karşı, 450 bin ila 500 bin arasında bir Müslüman nüfus Anadolu’ya gelmiştir (Keyder, 2005;57, Hirschon, 2005b;21).
“Yerleştirmeler çoğunlukla Rum göçmenlerin boşalttığı ve tarımsal üretimin düştüğü bölgelere yapılmıştır. Bu çerçevede tütün tarlaları, üzüm bağları, ipek kozası çiftlikleri ve halı tezgahlarının bulunduğu bölgelerdeki üretimin yeniden artmasında, Yunanistan’dan gelen mübadele göçmenlerinin önemli rolü olmuştur’ (Arı, 2003:179). Bununla beraber, belirtilmesi gereken diğer önemli bir nokta da, Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen nüfusun büyük bir kısmının küçük ölçekli çiftçilikle uğraşan köylüler olmasıdır. Gelen nüfusun çoğunluğunun tarımla uğraşması nedeniyle, kentlerin ekonomik hayatı üzerinde bir etkisi olmamış, zaten tarım temelli olan ekonominin şişirilmesine yol açmışlardır (Hirschon, 2005b:23).
Öte yandan görüşülenlerin Bornova’yı tercih etmelerinin esas nedeni tütün işidir. Görüşülenlerin tütün işçisi olması ve tütün işlerinin de Bornova’da olması nedeniyle yerleşim yeri olarak seçilmiştir. Anlatılanlara göre göç edilen yıllarda Bornova’nın büyük bir kısmı tütün tarlasıdır ve görüşülenlerin büyük bir çoğunluğu da tütün işinde çalışmıştır. Günümüzde ise tütün tarlalarının yerini konut ve sanayi alanlarına bırakmasıyla görüşülenler farklı iş ve mesleklere[9] doğru kaymışlardır.
●İş yoktu orada [Hayrabolu’da]. (H.K.), ●Sinop’ta bir şey yapamadık. (R.Ç.), ●Adam [eşim] at arabacılık yaptı. (H.K.), ●[Eşim] Sabun fabrikasında çalıştı. Oradan emekli oldu. (H.K.), ●Tütünde çalıştım. (H.K.), ●Değirmendere’ye, köylere tütüne giderdik. (H.K.), ●Tütün işinde çalıştık. (H.K.), ●Drama’da tütüncülük, hayvancılık yaparlarmış. (A.İ.), ●Burada tütün yaptık. (A.İ.), ●Bizler fakirdik. (A.İ.), ●Açlık parasızlık, işsizlik çektik. (H.K.), ●Tütün mağazasından emekli oldum. (A.İ.), ●Biz tütüncüydük. (R.Ç.), ●Tütün Bornova’da vardı. (R.Ç.), ●Burada icar tutar, tütün yapardık (R.Ç.), ●Tütün işçiliği yaptık. Selanik’te de tütün işçiliği yaparlarmış. (N.O.), ●Tütün çok zordur. (N.O.), ●Tam on iki ay çalışmak zorunda kalırsın. (N.O.), ●Çapalarsın, ekersin, balya yaparsın. (N.O.), ●Burası tütün tarlasıydı.Tütün
dikerdik. 10 kuruşa, 25 kuruşa. (D.Ç.), ●Babam kunduracılık, eskicilik yapardı. (D.Ç.), ●Babamlar tütün kırarlardı, yaparlardı. (E.Y.), ●25-30 kuruşa çalışırdık. (E.Y.), ●Tütün tarlalarında çalışırdık.(Y.P.), ●Germenciğe zeytine gider oradan geldikten sonra Manisa’ya giderdik. (Y.P.).
Tütün işçiliğinde çalışanların bir kısmı tütün tarlalarında çalışmış iken, diğerleri tütün işletmelerinde çalışmışlar ve “Tütün mağazasından emekli oldum” ifadesinde olduğu gibi emekli olma şansını elde edebilmişlerdir. Bunun dışında tütün işçiliğinde kadın çalışanların rolü oldukça büyüktür.
Tütün işçiliğinden başka yapılan işler olarak; at arabacılığı ve zeytincilik belirtilmektedir. Nitekim zeytin ve zeytinciliğin Ege bölgesinin tarımsal üretiminde ve istihdamında önemli bir yeri vardır. Çalışma ilişkileri bağlamında değerlendirildiğimizde, görüşülenlerin bugünkü konumlarının temel sorumlusu ve çalışma yaşamına ilişkin olumsuzlamalarında ağa olarak tanımladıkları işverenleri ilk sırada yer almaktadır. Araştırma alanından elde edilen verilere göre işverenleri de Drama’lıdır ve görüşülenleri Drama’dan tanımaktadırlar. Çingenelerin Bornova’ya gelişinde işverenlere olan yakınlık önemli rol oynamıştır. “Dedelerimizi ağalar kandırıp buraya getirtmiş Hayrabolu’dan” ifadesinde olduğu gibi, ağa olarak tanımladıkları işverenlerin işgücü ihtiyaçlarını karşılamak üzere görüşülenlerle temas kurduğu açıktır.
●Buranın yerlileri Hasan beydi. Onun dört oğlu vardı. (D.Ç.), ●Emin, İbrahim, Abdul ve Ali beydi. (D.Ç.), ●Onların emrinde çalışırdık. (D.Ç.), ●Sami beyler, Tevfik beyler vardı. (H.K.), ●Hüseyin ağada çalıştık. (H.K.), ●Ben çalışkan olduğumdan beni severlerdi. (H.K.), ●Senin gibi on işçimiz olsa yeter derlerdi. (H.K.), ●Ağalık vardı o zaman. (A.İ.), ●Abdul, Emin, Tevfik ve Sami bey, İbrahim bey bizi köle gibi kullandı. (A.İ.), ●Ben icarla iş alırdım onlardan. (A.İ.), ●Dedelerimizi ağalar kandırıp buraya getirtmiş Hayrabolu’dan. (A.İ.), ●Ağalar halk partisindendi. Şimdi hepsi cezasını buldu. (A.İ.), ●Romanlar, ağaların tarlalarında yatarlardı. Çardaklarında otururlardı. (N.O.), ●Halk partisinin ağaları vardı. Onlar ne derse o olurdu. (N.O.), ●Emin bey, Abdul bey burada olunca bizi buraya çektiler. (E.Y.), ●Emir beyler, Tevfik beyler, Sami beyler vardı. (Y.P.), ●Onların barakalarında
kalırdık. (Y.P.), ●Ağalar bizimkileri hep borçlu çıkarırdı. (Y.P.), ●Çalışırdık, çalışırdık ama hep borçluyduk [Ağalara karşı]. (Y.P.).
Görüşülenlerin bazılarına göre, ağalar kendilerini köle gibi kullanmış ve çalışmalarının karşılığını alamamışlardır. Diğer görüşülenler ise ağaları olumlamaktadırlar. Ancak genel anlamda ağalar, “Ağalar bizimkileri hep borçlu çıkarırdı” ifadesinde olduğu gibi olumsuz ve bugünkü durumlarının temel sorumlusu olarak sunulmaktadır. Tütün işinde oldukça maharetli görünen görüşülenlerin anlatıları, bazı anlarda (Halk partisinin ağaları vardı. Onlar ne derse o olurdu) oldukça dramatik[10] bir hal de alabilmektedir.
4. Muhacirlik ve Çingenelik Algısı
“Sonradan Çingene dediler bize.”
“Etimolojik olarak muhacir kelimesi bizi hicr ve hicran kelimelerinin türediği hcr köküne götürmektedir. Kök itibariyle ise bir yerden üzüntü duyarak ayrılmak anlamı taşımaktadır” (Mavromatis, 2005:357).Görüşülenler bağlamında ise muhacir kimliği, yeni yerleşim alanlarına tutunum sağlamada oldukça önemli bir işlev yüklenmiş görünmektedir. Özellikle kendilerini Yunanistan’dan gelen diğer göçmenlerle/Türklerle bir tutma isteği bu anlamda düşünülebilir. Bu durum Atatürk’e ilişkin ifadelerinde de yer almıştı. Bunun dışında Göçmen kimliğini bir üst kimlik olarak düşünecek olursak, aslında Selanik göçmeni olan komşularıyla aralarında bir bağ ve işbirliği de geliştirdikleri de görünmektedir. Özellikle çalışma yaşamındaki ilişkilerinde bu işbirliği ve bağın izlerini görmek mümkündür. Nitekim Bornova merkezde hamallık yapan Çingeneler, nakliyeci[11] olan Türk göçmenler ile birlikte çalışmaktadırlar.
●Sonradan Çingene dediler. (H.K.), ●Çingene, göçebe olanlara denir. (A.İ.), ●Ayıcılar
Çingenedir. (A.İ.), ●Çingene ne demek bilmiyorum. (R.Ç.), ●Çingene gezginlerdir.
(N.O.), ●Çingenelik yapmak hırsızlık yapmaktır. (N.O.), ●En kötü Çingeneler Girit
Çingeneleri yani Ali Kuti’lerdir. (N.O.), ●Biz söylenen Çingeneler gibi değiliz. (N.O.), ●Has Çingene iyidir. (N.O.), ●Türkiye’de Çingene yok. (E.Y.), ●Önceden Çingeneceyi konuşurduk yalan yok. (E.Y.), ●O zamanda Çingene diyorlardı bize. (Y.P.), ●Biz söylenen Çingeneler gibi değiliz. (N.O.), ●Bizim nüfusta Çingene değil, İslam yazıyor. (E.Y.), ●Bizim Romanlar eski hocalardan [Din görevlisi] üstün. (E.Y.), ●Roman moman yok, hepimiz Müslümanız. (E.Y.), ●30 yıldır Roman diyorlar. (R.Ç.),
●Sonradan Roman dediler bize. (E.Y.), ●Roman diyorlar. (E.Y.), ●Orhangazi
“Romanları severim dövüşçü ve sadık insanlardır” demiş. (N.O.), ●Romanın gelişi
yedi düvelden belli olur. (N.O.), ●Ben kendimi buraya ait görüyorum. (A.İ.), ●Hepimiz
Müslümanız. (H.K.), ●Ben Türküm, kendimi Türkiye’ye ait görüyorum. (N.O.),
●Hepimiz Türk’üz. Macir (muhacir) değil. (E.Y.), ●Önceden bize macir [muhacir]
derlerdi. (R.Ç.), ●Gaco, Türklere denir. (H.K.), ●Türkler selamı bilmez. (D.Ç.).
Diğer yandan Çingene kimliği görüşülenlerin çoğu tarafından olumsuzlanmaktadır. “Sonradan Çingene dediler”, “Çingene, göçebe olanlara denir”, “Ayıcılar Çingenedir”, “Çingenelik yapmak hırsızlık yapmaktır” ifadelerinde olduğu gibi görüşülenler kendilerini Çingene olarak sunmaktan kaçınmaktadırlar. Çingene kimliğinin kabul edildiği durumlarda ise, iyi Çingene ve kötü Çingene ayrımı (Biz söylenen Çingeneler gibi değiliz) yapılarak kimliğe ilişkin bir kaygı yaşadıklarını göstermektedirler. Kuşkusuz bu durumun ortaya çıkışında Türk toplumunda Çingene adının olumsuz olarak taşımış olduğu anlamlar oldukça belirleyici olmaktadır. Bunların dışında “Hepimiz
Müslümanız” ifadesinde olduğu gibi tüm tanımlamaların yerini Müslüman kimliği de alabilmektedir.
Gerçekte bu durum kimliğin dışarıyla-ötekiyle kurulan ilişki bağlamında kendini dönüştürme ve sunum halleri olarak algılanabilir. Roman adının kullanımı noktasında ise son dönemlere ilişkin bir tanımlama olduğu (30 yıldır Roman diyorlar) görüşülenlerce belirtilmektedir. Roman adının kullanımındaki bu yenilik hali, bazı Çingene araştırmacıları[12] tarafından da doğrulanmaktadır. Genel anlamda, görüşülenler arasında, Göçmen, Çingene ve Roman adı, bağlama göre kullanımı tercih edilen bir tanımlama olarak yer almaktadır. Bu anlamda ‘döngüsel kimliği’[13] kullananlar olarak Çingeneler, yer, zaman ve kurulan sosyal ilişki biçimine bağlık olarak birden çok kimliği kabul edip kullanabilmektedir.
Sonuç
Geçmişin aynasında görüşülenlerin yaşanılanlara ilişkin ifadeleri, Çingeneleri tanıma ve anlama bağlamında önemli veriler sunmaktadır. Çalışmada yer alan tanıklıklar, çalışmanın izlediği paradigma içerisinde geçmişin anlamlandırılmasına bir katkı ve geçmişle gelecek arasında bir köprü olarak değerlendirilebilir. Tanıklıklar aracılığıyla, geçmişi sadece hatırlamak ve tasvir etmek hedeflenmemiştir. Zira tanıklıklar, geçmişin dünyasını derin ve geniş bir biçimde çözümleyebilmenin anahtarı olarak düşünülmüştür. Ayrıca tanıklıklar birbiriyle Bağlantılandırıldığı zaman kümülatif bir değere sahiptir. Zira ortak öğeler meydana çıkınca, parçaların toplamından çok daha fazla bir şey oluşmaktadır.
Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; Tarlabaşı Çingenelerinin Selanik’ten/Drama’dan
yaptıkları göçün ana nedeni, Birinci Dünya savaşından sonra yaşanan kargaşa ortamı ve Nüfus Mübadelesi’dir. Göç edilen köy olarak da Prosaçan, Rauka ve Sardıvan köylerini belirtmektedirler.
Ancak göç edilen köy konusunda yazılı bir kaynağın olmaması, tarihsel olanın sözlü olanla sınırlı kalmasına yol açmaktadır. Drama’dan yapılan göç, direkt olarak Bornova’ya gerçekleşmemiş, Hayrabolu, Sinop Samsun ve Adapazarı’ndan sonra Bornova’ya gelinmiştir. Bornova’ya gelişteki temel neden ise, “Biz tütüncüydük, tütün Bornova’da vardı” ifadesinde olduğu gibi, görüşülenlerin tütün işçisi olması ve Bornova’nın tütün işçiliği istihdamına olanak sağlayan yapısıdır. Bu ifadenin sunduğu bir diğer açılımda, görüşülenlerin Drama’da da tütün işleriyle uğraşmalarıdır. Nüfus Mübadelesinde, göç eden Rum nüfusun yarattığı işçi talebi bu bağlamda Drama’lı Çingenelerce karşılanmıştır.
Geçmişe yönelik anlatılarda, Tarlabaşı mahallesi başlangıçta olumlu özelliklere sahip bir mekan olarak tanımlanmaktadır. Gerçekte bu vurgu, mahalleye ilk yerleşenler arasındaki dayanışmanın da göstergesidir. Sonrasında ise olumsuzlamalar daha yoğun şekilde dile getirilmekte ve “Şimdi Kuruçayır gibi oldu burası” ifadesinde olduğu gibi, mahalleye sonradan gelen Çingene aileler ve yerli aileler arasında bir kutuplaşma, açık bir biçimde belirmektedir. Görüşülenlerin Tarlabaşına ilişkin olumsuzlamalarıyla kastettikleri ise; küfür ve kavganın yaşanması, sokakların darlığı, hanelerin iç içe oluşu ve konutların eskiliğidir. Oturduğu mahalleden ayrılmak isteyen görüşülenlere göre “mahallenin geleceği yoktur.” Diğer etkenler; çocukların iyi yetişmeyeceği düşüncesi ve alkol kullanımı gibi nedenlerdir.
Geçmişe yönelik en büyük olumsuzlama ise, işveren olarak ağalara karşı yapılanlardır. Ağalar ve görüşülenler arasında bir takım sorunlar yaşanmış olmakla birlikte, gerçekte bu durum, kendilerini madun (subaltern) gösterme isteklerinin de bir sonucu olarak algılanabilir. Nitekim olumsuzlamalar tüm görüşülenlerin (Ben çalışkan olduğumdan beni severlerdi) sergilediği bir tutum değildir. Bunun dışında görüşülenler bağlamında yeni yerleşim alanlarına uyum sağlamanın oldukça zor gerçekleştiği ve dramatik ilişkilerin yaşandığı açıktır. Ayrıca işveren olarak ağalara karşı kullanan olumsuzlamaların, bugünkü genç kuşaklar tarafından da kullanılıyor olması, iç dayanışma bağlarını pekiştirmede işlevsel rol oynadığı görülmektedir.
Görüşülenlerin kimliğe yönelik algıları; Muhacir, Çingene Roman ve Müslüman kimliği
üzerinden kurgulanmaktadır. “Biz muhacir olarak geldik buraya, sonradan Çingene dediler, hepimiz Müslümanız” ifadeleri, bu algının somut göstergeleridir. Bu anlamda, kimlik tarihsel olarak kendini döndürmekte ve ortama göre şekil almaktadır. Roman adına ilişkin gönderme ise “30 yıldır Roman diyorlar bize” ifadesinde olduğu gibi, adın yeniliğini belirtmesi bağlamında oldukça önemlidir.
Müslüman kimliğine yapılan vurgulamalarda, benzer olma ve birliktelik göstergeleri belirgin bir biçimde ortaya konmaktadır. Diğer yandan Görüşülenlerin biz ve diğerine yönelik vurguları Çingene olan ve olmayan arasındaki sınırları belirlemede önemli bir noktadır. Görüşülenlerce biz, dayanışmayı, birlikteliği ve yerliliğe, diğeri ise; Çingene olmayan, farklılaşmayı yaratan ve olumsuz özellikler taşıyana işaret etmektedir. Bu kurgu kültürel farklılaşma ve konumlamanın da bir göstergesidir. Biz ve diğeri ayrımı, tarihsel olarak üretilen ve temelde kendini korumaya yönelik olarak kullanılan bir tanımlamadır.
Bunların dışında görüşülenlerin Atatürk’e ve onun kurtarıcılığına yönelik “Atatürk getirmiş bizimkileri” ifadeleri, görüşülenlerin güçlü olan üzerinden kendilerini konumlama çabasının sonucu olarak algılanabilir. Bir anlamda bu ve benzeri ifadeler, ötekiyle girilen ilişkilerde sahiplenme ve kendini eşit sunma amacıyla kullanılan bir araçtır. Son söz olarak tanıklık çalışmasındaki genel karakteristik, görüşülenlerin geçmişe yönelik anlatılarının, kendi tecrübeleriyle bağlantılı sunumudur.
Diğer bir ifadeyle, geçmişe yönelik anlatılar, görüşülenin ‘o ana’ ilişkin konumunu ve bakışını sunmakta ve bir eyleyen olarak görüşülenin oynadığı rolü belirlemektedir. Bu bağlamda anlatılar, kişisel özelliklere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak kümülatif değerlendirmede, bir çıkarsama yapılmasına olanak tanımaktadır.
Kaynaklar
Alexandris, Alexis (2005), “Din ve Etnisite: Yunanistan ve Türkiye’deki Azınlıkların Kimlik Meselesi”, Ege’yi Geçerken:1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi (içinde), Derleyen: Renee Hirschon, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Arı, Kemal (2003), Büyük Mübadele Türkiye’ye Zorunlu Göç 1923-1925, Tarih Yurt Vakfı
Yayınları, İstanbul.
Burke, Peter (1994), Tarih ve Toplumsal Kuram, Çev. Mete Tuncay, Tarih Vakfı Yurt
Yayınları, İstanbul.
Caunce, Stephen (2001), Sözlü Tarih ve Yerel Tarihçi, Çev. B.Bülent Can-Alper Yalçınkaya,
Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.
Chartier, Roger (1998), Yeniden Geçmiş, Tarih Yazılı Kültür Toplum, Çev. Lale Arslan, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara.
Danacı, Esra (2001), Geçmişin izleri: Yanıbaşımızdaki Tarih İçin Bir Kılavuz, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.
Dirim Özkan, Özgür (2005), “Kültürel Kimliğin Yeniden Keşfi: Mübadil Kimliğinin
Oluşturulması” Türk (iye) Kültürleri (içinde), Derleyenler: Gönül Putlar – Tahire Erman, Tetragon Yayınları, İstanbul.
Hancook, Ian (2002), We are the Romani People, University of Hertfordshire Press, Hatfield.
Hirschon, Renee (2005a), “Ege Bölgesi’ndeki Ayrışan Haklar” Ege’yi Geçerken:1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi (içinde) Derleyen: Renee Hirschon, İstanbul Bilgi
Üniversitesi Yayınları.
Hirschon, Renee (2005b), “Lozan Sözleşmesinin Sonuçları, Genel Bir Bakış” Ege’yi
Geçerken:1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi (içinde), Derleyen, Renee Hirschon,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Keyder, Çağlar (2005), “Nüfus Mübadelesinin Türkiye Açısından Sonuçları”, Ege’yi
Geçerken:1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi (içinde), Derleyen: Renee Hirschon,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Kırtunç Lahur, Ayşe (2005), “Mübadeleyle İlgili Metinler, İkisi de İki Kere Yabancı”,
Yeniden Kurulan Yaşamlar: 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi (içinde), Derleyen: Müfide Pekin İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
King, Charles, (1972), Men of the Road, Frederick Muller Ltd., London.
Kolukırık, Suat (2004), Aramızdaki Yabancı: Çingeneler, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kurumlar Sosyolojisi ABD, İzmir.
Lieblich, A., Tuval-Mashiach, R., Zilber, T., (1998), Narrative Research, Reading, Analysis, and Interpretation, Applied Social Research Methods Series Vol.47, Sage Publications.
Martinez, Nicole (1994), Çingeneler, Çev. Şehsuvar Aktaş, İletişim Yayınları, İstanbul.
Marushiakova, E-Popov V., (2001), Gypsies in the Ottoman Empire, University of
Hertfordshire Press, Hatfield.
Mavromatis, Yorgos (2005), “Yunanistan’da Hıristiyan Göçmenler ve Müslüman Azınlıklar”, Yeniden Kurulan Yaşamlar: 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi (içinde), Derleyen: Müfide Pekin İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Meray, Seha L. (2001), Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar-Belgeler, Cilt:2 Kitap:8, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
Neyzi, Leyla (2004), Ben Kimim? Türkiye’de Sözlü Tarih, Kimlik ve Öznellik, Çeviren:
Hande Özkan, İletişim Yayınları, İstanbul.
Oran, Baskın (2005), “Kalanların Öyküsü: 1923 Mübadele Sözleşme’sinin Birinci ve
Özellikle İkinci Maddelerinin Uygulanmasından Alınacak Dersler”, Ege’yi Geçerken:1923
Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi (içinde), Derleyen: Renee Hirschon, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Özçelik, Mustafa (2003), 1930-1950 Arasında Tütüncülerin Tarihi, Türkiye Sosyal Tarih
Araştırma Vakfı Yayınları, İstanbul.
Özkan, Ali Rafet (2000), Türkiye Çingeneleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Skocpol, Theda (1999), “Sosyolojinin Tarihsel İmgelemi”, Tarihsel Sosyoloji, Bloch’tan Wallerstein’e Görüşler ve Yöntemler, Çev. Ahmet Fethi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.
Sözen, Edibe (1999), Söylem: Belirsizlik, Mübadele, Bilgi/Güç ve Refleksivite, Paradigma Yayınları, İstanbul.
Thomson, Paul (1999), Geçmişin Sesi, Çev. Şehnaz Layıkel, Tarih Vakfı Yurt Yayınları,
İstanbul.
Wodak, Ruth (1996), Disorders of Discourse, Addison Wesley Longman, New York.
Yağcıoğlu, Semiramis, (2002), “Eleştirel Söylem Çözümlemesi”, 1990 Sonrası Laik-Antilaik Çatışmasında Farklı Söylemler: Disiplinlerarası Bir Yaklaşım, Der.: Semiramis Yağcıoğlu,
Dokuz Eylül Yayıncılık, İzmir.
--------------------------------------------------------
*Yrd. Doç. Dr., Akdeniz Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü.
[1] 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imza edilmiştir. Antlaşma içerisinde yer alan 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanmış Yunan ve Türk halklarının mübadelesine ilişkin sözleşmenin birinci maddesi şöyledir. “Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Yunan uyruklularıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Türk uyruklularının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine girişilecektir. Bu kimselerden hiçbiri, Türk hükümetinin izni olmadıkça Türkiye’ye ya da Yunan hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan’a yeniden dönerek orada yerleşemeyecektir” (Meray, 2001:82).
[2] Tanıklık çözümleme modelinin oluşturulmasında ‘kategorik bağlamsal çözümleme tekniğinden (Categorical-Content Perspective) yararlanılmıştır. ‘Bu çerçevede öncelikli olarak araştırma alanından elde edilen veriler yazılı birer metin haline dönüştürülmüş ve sınıflaması yapılmıştır. Daha sonra sınıflaması yapılmış metinler, bağlamsal olarak tanımlanmış ve kategoriler içerisindeki veriler uygun olan temalar içerisine yerleştirilmiştir. Son olarak da veriler araştırmanın problemleri çerçevesinde işlenmiş ve bulgular analiz edilmiştir’ (Lieblich-Tuval ve Zilber, 1998:112-114).
[3] Kullanılan söylem ve ifadeler bağlamında, hangi orijinalliğe veya otoriteye dayanarak konuşulmaktadır? (Sözen, 1999, Yağcıoğlu, 2002).
[4] Birinci Dünya Savaşını kastediyor.
[5] Gavur kelimesi, görüşülenlerce Yunanlılar ve Müslüman olmayanları kasden kullanılmaktadır.
[6]Görüşülenlerin belirttiği bu veriyi Arı’da çalışmasında doğrulamaktadır. ‘Göçmenlere verilen araziler ortalama 50 ve 75 dönüm arasında değişmiştir” (Arı, 2003).
[7] 2003 yılında Bulgarista’nın Kırcaali ve Varna kentlerinde yaptığım görüşmelerde,
Çingenelerin kendilerini Müslüman ve Türk kimliği altında tanımladıklarını bulguladım.
[8] İzmir’deki Çingene yerleşim alanlarından biri.
[9] Alanda yapılan anket çalışmasının sonuçlarına göre Tarlabaşı Çingenelerin iş ve meslekleri
şöyledir. Hamal, Ayakkabı boyacısı, Şoför, Nakliyeci, Pazarcı, Kaynakçı, Müzisyen,
Badanacı, Memur, İşçi, Aşçı, Seyyar satıcı, Tütün işçisi, Eskici, İnşaat işçisi, Temizlik İşçisi.
Bunların dışında Tarlabaşı doğumlu olan, ancak Tarlabaşında oturmayan öğretmen, hemşire ve devlet memurluğu yapan Çingeneler de vardır (Kolukırık, 2004).
[10] İstanbul’daki tütün işçileri ve işverenleri arasında yaşanan dramatik ilişkiyi değerlendiren Özçelik’te, Tarlabaşı Çingenelerinin anlatılarını doğrulamaktadır. “Tütün işçilerinin çileli hayatı dört ay köyde barındıktan sonra, tekrar şehre dönme hazırlıklarıyla başlamaktadır. Ağa ile kilo başına işlerin hesabı yapılır. Eğer avans olarak alınan paradan fazla iş yapmış ise parasını alır ve şehre dönerler. Ağadan alacağı olmayanlar, birbirlerinden borç alırlar, arkadaşları verecek durumda olmayanlar, ağaya borçlu kalanlar; yatağını yorganını, kap kaçağını hatta ceketini satar yol parası yaparlar. Bir kısım borçlu kalanlar da, gelecek sene ödemek üzere yol parası alır, şehre döner” (Özçelik, 2003:16).
[11] Son 3 yıl içinde kamu kurumlarından emekli olan Çingenelerin girişimleriyle nakliyecilik yapmaya başlamışlardır. Nakliyecilik yapan görüşülenlere göre, Çingeneler her alanda başarılıdırlar.
[12] ‘Roma-n-‘ kelimesi 1968 yılından beri yukarıda adı geçen adların yerini alma eğilimindedir” (Martinez, 1994:7). İkinci Dünya Çingene Konferansında, Uluslararası Çingene Komitesi’nin adı, Uluslararası Roma -n- Birliği olarak değiştirilmiştir. (Hancook, 2002:121-122). King’e göre “Çingeneler, kendilerinin Rom olarak adlandırılmasını istemektedirler. Bununla birlikte Çingeneler pek çok isimle anılmaktadır. Almanya’da Zigeuner, Fransa’da Bohemian, Romanya’da Tigane, Macaristan’da Cigany, İtalya’da Zingari, Litvanya’da Cigonas, Hollanda’da Heiden, Danimarka ve İsveç’te Tartars, Türkiye’de Tchinghane, İspanya’da Zincali veya Gitanos, Güneybatı Pakistan ve İran arasında Luri, İran’da Karaki, Afganistan’da Kauli ve Bizans’ta Atsincanoi” bu örneklerden bazılarıdır (King, 1972:15).
[13] Döngüsel kimliği; kimliğin birden çok tanım alabilme özelliğini göstermek bağlamında kullanıyorum.
KAYNAK: http://www.sdergi.hacettepe.edu.tr/suatk.pdf
GÖÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÖÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarsus'ta Girit Göçmenleri (1897-1912)
Fahriye EMGİLİ
Araştırma Görevlisi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsii, Tarih Bölümü.
Öz
1878-1912 yılları, Berlin Antlaşmasıyla kurulan yeni dengelerin oturtulmaya çalışıldığı, yeni sınırların çizildiği, Girit 'te süregelen Rum isyanlarının Balkanlar 'da bir Türk- Yunan savaşına yol açtığı dönemdir. Bu şartlar altında, Girit Adası 'nda Müslüman Türklere karşı uygulanan siyasi, iktisadi ve sosyal baskılar ile Anadolu 'ya doğru bir göçmen akını başlamıştır. Bu çalışma ile 1897-1912 yılları arasında Tarsus'a göçmenlerin nasıl yerleştirildiği sorusuna cevap aramaktır.
Anahtar Kelime/er: Girit, Göç, Göçmen, Tarsus, İskan.
Abstract
The period of 1878-1912 the balances established by the Berlin Treaty and new borders were settled. The Greek rebellions going on in Crete caused a Turkish-Greek war in this period. In this condilian immigrant
Muslim Turks has started to nlsh mto towards Anatolia in the Crete Island with the polilical, economical and social preSSUl'e against them. This study aims to show, how immigrants settled in Tarsus between 1897 and 1912.
Key Words: O'ete, Migration, Immigrant, Tarsus, Settling.
KAYNAK: http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/34/297.pdf
Araştırma Görevlisi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsii, Tarih Bölümü.
Öz
1878-1912 yılları, Berlin Antlaşmasıyla kurulan yeni dengelerin oturtulmaya çalışıldığı, yeni sınırların çizildiği, Girit 'te süregelen Rum isyanlarının Balkanlar 'da bir Türk- Yunan savaşına yol açtığı dönemdir. Bu şartlar altında, Girit Adası 'nda Müslüman Türklere karşı uygulanan siyasi, iktisadi ve sosyal baskılar ile Anadolu 'ya doğru bir göçmen akını başlamıştır. Bu çalışma ile 1897-1912 yılları arasında Tarsus'a göçmenlerin nasıl yerleştirildiği sorusuna cevap aramaktır.
Anahtar Kelime/er: Girit, Göç, Göçmen, Tarsus, İskan.
Abstract
The period of 1878-1912 the balances established by the Berlin Treaty and new borders were settled. The Greek rebellions going on in Crete caused a Turkish-Greek war in this period. In this condilian immigrant
Muslim Turks has started to nlsh mto towards Anatolia in the Crete Island with the polilical, economical and social preSSUl'e against them. This study aims to show, how immigrants settled in Tarsus between 1897 and 1912.
Key Words: O'ete, Migration, Immigrant, Tarsus, Settling.
KAYNAK: http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/34/297.pdf
YUNANİSTAN’DAN GÖÇLER
Filiz DOĞANAY - Devlet Planlama Teşkilatı
Cumhuriyet döneminin en öenmli ve en yoğun göç hareketi 1922 yılında imzalanan Lozan Anlaşması hükümleri uyarınca gerçekleştirilen Türk-Yunan halkları değişimidir. Bu değişim sonucu 100 bin Türkiyeli Rum Yunanistan’a gitmiş, yaklaşık 100 bin aileye mensup 400 bin Türk’te Anadolu’ya göç etmiştir (Oğuz Arı s.4). Yunanistan ve Balkanlardan gelen göçmenlerin malları ve iskanına ilişkin olarak çıkartılmış olan kanunlar doğrultusunda, “Mübadil” olarak tanımlanan göçmenler Anadolu’dan Yunanistan’a gönderilen Rumların bıraktıkları evlere, ticarethanelere ve topraklara mesleklerine göre yerleştirilmişlerdir. Bu göç hareketi 1949 yılına kadar devam etmiştir (Oğuz Arı s.4).
1952 - 1969 yılları arasında da Yunanistan’dan serbest göçmen olarak 7600 aileye mensup 24.625 kişinin geldiği bilinmektedir. Bu yıllardan sonra Yunanistan’dan aralıklarla 4 aile daha Türkiye’ye göç etmiştir (Köy Hizm.Env.s.139).
1923 - 1995 yılları arasında Türkiye’ye göç eden nüfusun % 25’i olan, 424.645 kişiyi Yunanistan göçmenleri oluşturmakta olup, bunların büyük çoğunluğu ( % 95 ) mübadil olarak gelen göçmenlerdir (Köy Hizm.Env.s.139).
KAYNAK VE DEVAMI: http://www.balgoc.org.tr/gocmenyerlesim.html
Cumhuriyet döneminin en öenmli ve en yoğun göç hareketi 1922 yılında imzalanan Lozan Anlaşması hükümleri uyarınca gerçekleştirilen Türk-Yunan halkları değişimidir. Bu değişim sonucu 100 bin Türkiyeli Rum Yunanistan’a gitmiş, yaklaşık 100 bin aileye mensup 400 bin Türk’te Anadolu’ya göç etmiştir (Oğuz Arı s.4). Yunanistan ve Balkanlardan gelen göçmenlerin malları ve iskanına ilişkin olarak çıkartılmış olan kanunlar doğrultusunda, “Mübadil” olarak tanımlanan göçmenler Anadolu’dan Yunanistan’a gönderilen Rumların bıraktıkları evlere, ticarethanelere ve topraklara mesleklerine göre yerleştirilmişlerdir. Bu göç hareketi 1949 yılına kadar devam etmiştir (Oğuz Arı s.4).
1952 - 1969 yılları arasında da Yunanistan’dan serbest göçmen olarak 7600 aileye mensup 24.625 kişinin geldiği bilinmektedir. Bu yıllardan sonra Yunanistan’dan aralıklarla 4 aile daha Türkiye’ye göç etmiştir (Köy Hizm.Env.s.139).
1923 - 1995 yılları arasında Türkiye’ye göç eden nüfusun % 25’i olan, 424.645 kişiyi Yunanistan göçmenleri oluşturmakta olup, bunların büyük çoğunluğu ( % 95 ) mübadil olarak gelen göçmenlerdir (Köy Hizm.Env.s.139).
KAYNAK VE DEVAMI: http://www.balgoc.org.tr/gocmenyerlesim.html
KURTULUŞ SAVAŞI’NIN BİTİMİNDE TÜRKİYE DIŞINA YÖNELİK GÖÇLER VE SONUÇLARI
Dr. Kemal ARI
Türk Kurtuluş Savaşı, yurtlarını sömürgeci güçlerin işgalinden kurtarmak isteyen Türklerin elde ettikleri eşsiz bir zaferle sonuçlandı. Bu savaşın bitimiyle birlikte, yeni Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik yapısını doğrudan ilgilendiren ve ardarda gelen birçok kitlesel göç hareketi yaşandı. Büyük insan gruplarını göç etmeye zorlayan etkenler, hiç kuşkusuz, Türk Kurtuluş Savaşı boyunca varlığı görülen ve hissedilen tarihsel olgu ve olayların doğal bir so nucu ve uzantısı olmuştur. Bu uzantıları kesin bir sonuca bağlayan tarihsel olgu, Lozan’da, Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan ve Batı Trakya dışındaki Yunanistan Müslüman tebaası ile, Istanbul dışındaki Türkiye Ortodokslarının zorunlu olarak değişimini öngören “Türk-Yunan Nüfus Mü badelesi’ne ilişkin Sözleşme ve Protokol”dür[1]. Bu sürecin sonunda, - Yunanistan’da da olduğu gibi-Türkiye’nin etnik, toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel yapısı hızlı bir değişim süreci içine girmiştir. En ön plana çıkan bo yutu ise hiç kuşkusuz, ulusçuluk olgusunun güçlenmesi ve pekişmesidir. Bu olgunun güçlenmesini sağlayan etken, nüfusta ve kültürde yaşanan hızlı ho mojenleşmedir.
Bu yeni dönemde karşılaşılan kitlesel göç hareketlerini, tarihsel oluşum sı rasına göre, üç ana başlıkta incelemek olanaklıdır. Bunlar: Türkiye’den, Tür kiye dışına yönelik göçter; Türkiye’de işgalden kurtarılmış yörelere yönelik iç göçler; Türkiye dışından, Türkiye’ye yönelik göçlerdir... Ilk ana başlıkta be lirtilen göçler, Türk Kurtuluş Savaşı’nın hemen bitiminde, işgal ordularıyla iş birliği içine girmiş olan Türkiye Rumlarının büyük bir kısmının, Yunan or dularının ardı sıra, yoğun olarak Türkiye’yi terk etmeleriyle ortaya çıkan göç Ierdir. Aynı ölçüde olmamakla birlikte, benzeri koşullarla Türkiye’den ayrılan diğer bir etnik kitle de, Ermeniler’dir. Ikinci ana başlıkta vurgulanmak istenen göçler, Türkiye Rumlarının büyük ölçüde Türkiycden ayrılmalarından sonra, onlardan geriye kalan taşınır-taşınmaz mallardan bir pay kapmak amacıyla yoğun olarak bu bölgelere göç eden felaketzedelerin ve işgal sırasında iç böl gelere göç etmişken, yeni dönemde yerine, yurduna dönem kitlelerin oluş turduğu nüfus hareketleridir. Uçüncü ana başlıkta yer alan göçleri de, savaşın bitiminde Yunanistan’da yaşanan yoğun iç bunalımın etkisiyle, Türkiye’ye kaç mak zorunda kalan sığınmacıların ve mübadele uygulaması ile Türkiye’ye ge tirilen kitlelerin neden olduğu kapsamlı yer değiştirmeler oluşturmaktadır.
Kuşkusuz bütün bu grupların her birinin, yeni Türkiye’nin toplumsal ve eko nomik yapısı üzerinde, önemli etkileri ve zorlamaları olmuştur. Bu göçlerinneden olduğu toplumsal ve ekonomik zorluklar ise, mübadele yoluyla getirilen göçmenlerin yerleştirilmesinde, olumsuz yönde ve birinci derecede rol oy namıştır. Değinilen doğrudan etkileri olabildiği ölçüde görebilmek açısından, belirtilen göçlere ana çizgileriyle bile olsa bakmak ve böylece bu göçlerin neden olduğu tarihsel oluşumların mübadele göçmenleri ile ilgisini ortaya koy mak, oldukça önemli görünmektedir[2].
Kurtuluş Savaşı’nın bitiminde, Anadolu ve Trakya’daki Ortodoks Rumlar,Türkiye dışına çıkmaya ve Türk topraklarını terk etmeye zorlayan koşullar; Türkleri kendi öz vatanlarından bir bağımsızlık ve özgürlük savaşı vermeye zorlayan tarihsel gelişmelere koşut olarak oluşmuştur. Bu süreçte Rumların, işbirlikçi bir niteliğe ve kimliğe sarılarak, işgalci güçlere bağırlannı açmaları veTürkler aleyhine yıkıcı çabalar içine girmeleri, başlıca ana etken olarak belirmiştir. Onların, değinilen iş birlikçi çabaları ile bu çabaların hangi amaç ve özlemlere yönelik olarak sergilendiği, pek çok araştırma ve anı yayını türündeki yapıtta ele alınarak irdelenmiştir. Bunların kimisinde ulusal değerlerle ve kaygılarla açıklanabilecek duygusal yaklaşımlar, kimisinde ise belgeye dayalı nesnel anlatımlar görmek her zaman olanaklıdır. Ayrıntılar bir yana, Batı Anadolu’yu Yunanistan’a ilhak etmek; eski Rum-Pontus Devleti’ni yeniden kurarak, Yunanistan topraklarını Rusya’ya kadar genişletmek; olabilecek gibi isebağımsız bir lonya Devleti kurmak; ama her ne olursa olsun, sonuçta eski Bizansı yeniden ihya edip diriltmek sevdası[3], uzunca zamandır dostça yaşamış iki ayrı etnik ve kültürel kökenden, iki ayrı halkı, yani Türkleri ve Rumları birbirine düşman etmiştir[4]. Bu noktada, Fener Patrikhanesine bağlı Yunan kökenli Rumlarla, Türk-Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Karaman kökenli Ortodoksiarı, tutum, davranış, özlem ve istek yönleriyle, kesin olarak karıştırmamak ve birbirinden ayırmak gerekmektedir. Bu ayırımı yapmayı gerekli kılan nedenler, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde, her ikikiliseye bağlı Rumların tutum ve eylem farklılığından kaynaklanmaktadır.Kimi ufak farklılıklar bir yana, kendisine bağlı Rumların oluşturduğu dinsel topluluğu, eski Bizans’ın devamı olarak gören Fener Patrikhanesi, Anadolu’dan ve Doğu Trakya’dan önemli denilecek oranda toprak koparıp, Yunanistan’la birleşme özlemi içinde gizli örgütlenme, iş birlikçi tutum ve eylemle savaşım vermekteyken; kendisine bağlı Ortodoksları etnik ve kültürel bağ yö-nüyle Türk olarak gören Türk-Ortadoks Kilisesi ise, başta Papa Eftim olmaküzere, Türkiye’nin ulusal politikalarını destekler yönde bir tavır almıştır[5]. Her şeye karşın, Anadolu Rumlarının, Türklerin ulusal istenç ve arzularınaters düşen davranış ve eylemler içine sürüklenmelerinde, etkin Yunan po-litikasının ve propagandasının rol oynadığı söylenebilir[6].Bu durum, en belirgin biçimde, Mondros Mütarekesi’nden sonra, Yunanistan Başbakanı Eleft-herios Venizelos ile Anadolu’daki Fener Patrikhanesine bağlı Rum papazlararasındaki ilişkilerden görülebilir. Mondros Mütarekesi ile, Türklerin kesin gibi görünen yenilgilerinin onaylanmasından sonra, ‘Megali Idea’yı ger-çekleştirmek için, zamanın geldiğini düşünen Venizelos, harekete geçmiş; 30Aralık 1918’deki bir muhtıra ile, Edirne ile birlikte Trakya’yı, İzmir’le birlikteBatı Anadolu’yu ltil Devletleri’nden istemiş; hatta bu duruma istatistiksel yönden dayanak oluşturmak için, Iç Anadolu’daki Karamanlı Ortodoksların BatıAnadolu’ya göç edeceklerini ummuştur. Bu amaca ulaşmak için, önünde engelolarak görünen kişileri bir bir görevlerinden almıştır. 28 Ekim 1918’de, JönTürklere karşı uysal bir görüntü çizen Başpiskopos V. Germanos’u görevindenazletmiştir. Jaschke’nin, deyimiyle, bu esnada Istanbul’daki Ortodoks kilisesinde, birleşik dayanışma gerçekleşmiş; Patrikhanede ‘Helenizm’in bayrağı dalgalanmıştır[7].15 Mayıs 1919’da, Yunan askerlerinin zmir’i işgal etmeleri büyükbir coşkuyla karşılanmış, Izmir Metropoliti Hnissostomos, Yunan askerlerini taktis etmiş[8].Anadolu’da başlayan Yunan ilerleyişi ile, Haçlı Se-ferleri arasında bağ kurulmuş; ruhban heyetinin yoğun biçimde pro-pagandasına tanık olunmuştur. Bu arada, siyast nitelikli girişimler de, uluslararası diplomatik zeminlerde sürdürülmüş; örneğin Paris Barış Konferansı’na, İstanbul’dan giden Ortodoks heyetin, Yunanistan’dan gelen heyetle ortaklaşa katılması, Dorotheos tarafından verilen pek çok muhtıra ile is-tenmişti[9]. Değinilen girişimler, sözkonusu kişilerle sınırlı kalmış değildir. Marsilyalı bir işadamı olan Konstantin Konttantinidis’in çabalarıyla, Pontusçulukun sesini bütün dünyaya duyurmak, Pontus işlerini düzene koymak(!), bir Pontus devleti kurmak amacıyla, Marsilya’da, 1918 yılı Kasım ayında uluslararası bir kongre düzenlenmiştir[10]. 18 Ocak 1919’da toplanan ParisBarış Konferansı’na Trabzon Metropoliti Hrisantos da katılmıştır. Bu papazParis’e geldiğinde, istanbul Rum Patrikhanesi’nden, Patrikhane naibi ve BursaMetropoliti Dorotheos ve konferansta Patrikhane’yi temsil eden Patrikhane müşaviri Alexandr Pappas ile ortaklaşa hareket etmiştir. Bu ortak heyet, Pontus Rumlarını temsil ve Paris Barış Konferansı’nda mahalli Rumları savunmak üzere yetki almış buluyordu[11].Bu girişimlerin ve bundan sonrakilerin neler getirdiği, yakın geçmişe ilişkinbelgesel yapıtlarda yoğun biçimde görülebilmektedir. Bu gelişmelerin sonuçları, aynntılar bir yana, şu iki deyim ile özetlenebilir: işgalci Yunan askerleriyle ‘işbirliği’ ve kurulan çetelerle, Türklere yönelik yoğun ‘katliam’[12]. Nitekim, 7 Eylül 1337 tarihinde, Harbiye Nezareti’ne gelen bir raporda, Müslüman ahalinin göçetmeye zorlandığı, Trakya’da bir Rum çoğunluğu oluşturabilmek için, Müslümanlara reva görülen baskının son günlerde yine bütün şiddetiyle uygulandığı, Müslüman halkın taşınabilir ve taşınamaz mallarını yok pahasına satarak ya da yüzüstü bırakarak, can, ırz ve namuslarını kurtarmak için göçe başladıklarından sözedilmektedir[13].
Bu durumda ulusal ordu, bir takım önlemler almak zorunda kalmıştır. Alınan önlemlerin en önemlisi ise, isyan bölgelerinden ve cephe gerisinden belli yaş aralığındaki Rumlar’ın toplanarak, güvenlik açısından daha emin olunan yörelere zorunlu göç etttirilmeleri idi. Bunun için haklı gerekçeler de vardı. Örneğin, Türk istihbarat örgütü, Samsunlu manifatura komisyoncusu bir Rum örneğinde olduğu gibi, bazı Rumlar’ın İngiliz gizli servisinden bazı kişilerle temas halinde olduğunu tesmit etmiş; bu servis elemanlarına gönderdikleri mektuplar, Türk elemanların eline geçmişti. Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi Fevzi Paşa imzasıyla 27 Eylül 1921 tarihinde Merkez Ordu Komutanlığına gönderilen bir yazıda, bu şahsa ait, Hıristiyanlara mezalim yapıldığından söz edildiği vurgulanmaktaydı[14].
İskana zorlanmış olan Rumlar’dan kaçabilenlerin, Rum eşkiyalara katıldığı da gözlemlenmişti[15]
Yakın tarihin tanıklık ettiği büyük yıkım ve katliam; 26 Ağustos 1922tarihTnde başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922’deki BaşkumandanlıkMeydan Savaşı ile, Yunan ordusunun ‘kuva-yı asliyesi’nin kesin olarak yokedilmesiyle ve 9 Eylül 1922’de, firar halindeki artıklarının İzmir’den denize dö külmeleriyle son bulmuştur. Yunan askerlerinin bozgun biçiminde geri çekilişleri, yeni nüfus hareketlerini de başlatmıştır. Nitekim, önce Batı Anadolu’dan, ardından da Doğu Trakya ve Kuzey Anadolu’dan yoğun bir Rumnüfus, Türkiye’yi terkederek Yunanistan’a gitmiştir. Renkli bir tablo içinde gerçekleşen bu gelişmelerin bir tanığının belirttiği gibi: “Yerli Rumlar, işgalde nasıl öndeyseler, bozgunda da en önde olmuşlardır.”[16]. iç Ege’nin Rum nüfusu, Yunan cephesinin çöktüğünü görüp anlayınca, büyük bir panik içindekıyı kentlerine, özellikle de Izmir’e doğru göç etmiştir. Bu karmaşalı ortamda,bir an önce Türkiye’den ayrılmak amacında olan bu insanların, ellerindeki ta-şınır-taşınmaz türdeki mallarını paraya çevirmek için gerçek değerinden çokdüşük bir fiyatla satma eğilimi içine girdikleri görülmüştür. izmir’den Bursa’yakadar Manisa, Turgutlu, Akhisar, Salihli, Afyon ve Kütahya gibi yerlerdekiYunan kıyımına tanıklık eden Mehmed Asım, bu gayreti, yani yerli Rum veErmenilerin mallarını satarak, genel bir göçe kaikmalarını, onların terkettiklerikent ve kasabalara bir daha dönmemek amaçlarından kaynaklandığını belirtmektedir[17]. Bu şekilde İzmir’e yığılan Rum göçmenlerin, İzmir’de nedenoldukları görüntüye tanıklık eden bir Izmir gazetesinde şunlar denilmektedir:“Evvelki günden beri muhaceret şiddet peyd etmiştir. Dün de rıhtım üzeri, mürün ve ubüra mani olacak derecede muhtelif eşya ile dolmuş idi. Güç nefesalan, haris, endişenak ve gürültücü bir kafile vapur acentaları önünde üstüstetoplanmışlardı. Adalara gitmet üzere muhtelif vapurlara rakip olan bu halk, burada kalanlara hicret etmekte olduklarını ilan ediyorlardı.” [18]. S. Ferit Eczacıbaşı anılarında, işgal sırasında iş birlikçilere katılmayan iyiniyetli Rum komşularının bulunduğunu belirterek, bunların bir kısmının kaç-maya tenezzül etmeyen eski dostlar olduğunu vurgulamakta ve: “Aynı mahallede oturduğumuz, birlikte büyüdüğümüz, görünce sel ve alışveriş ettiğimiz Rumlar... Onların kaçmasına gerek yoktu” demektedir[19]. Türk-Ortadoks Kilisesine bağlı olanlar, bu yola başvurmayı pek istememişlerdir. Onlar, Yunan askerlerinin ve onların iş birlikçilerinin neden oldukları katliamları samimT bir yaklaşımla benimsemeyerek, yapılan facialara,düzenledikleri bir kongrede protesto etmiş ve bunu büyük devletlere ve TürkHükümetine bir telgrafla bildirmişlerdir[20]. Korku ve panik içinde olan Rumlar’ın amacı, bir an önce kendilerini ve ya-kınlarını kıyı Yunanistan’a ya da adalara atmaktı. Karşı adalardan gelen vekıyı limanı dolduran küçük tonajlı gemiler, büyük paralar karşılığında, “Rum zenginlerini” kurtarmak için gelen filolardı[21]. 9 Eylül 1922 günü, Türk askerleri Izmir’e girdiklerinde, Batı Anadolu’nun neredeyse bütününde Rumlar Türkiye’den ayrılmak için yollara dökülmüşlerdi. “Denize dökülen bu istila ordusu, kente dört koldan giren Türk orduları, rıhtımda yine işgal gününde olduğu gibi duran bir donanma ve ağzına kadar insan yüklü şilepler, alev alev yanmaya başlayan mahalleler... Sevinç gözyaşlarının ölüm korkusuna, zaferin paniğe karıştığı bir ortama düşen Izmir, mutluluğu bile yine acıyla bir aradatadıyordu[22]. İzmir’e ilk giren Türk Süvari Komutanı Yüzbaşı Şerafettin Bey o güne ilişkin olarak tutmuş olduğu notlarında; “İzmir sokaklarına girdik. Bütün yollar ne yapacağını şaşırmış Rum göçmenleri, eşya yüklü arabalar, hayvanlar, silahlı ve silahsız askerler ve binlerce sivil halk ile dolu idi. [23]. Yüzbaşı Şerafettin Bey, elinde silahı bulunan sivil Rumlar’a, savaş kaçkını Yunan erlerine silahlarını denize atmalarını söylüyor; onlar da atıyorlardı[24]. Bu karmaşa ortamında, İzmir’de konsolos bulunduran devletlerin temsilcileri Yüzbaşı Şerafettin Bey ile görüşmüş, kentin güvenliğinin sağlanmasını istemişlerdi; Yüzbaşı Şerafettin de, emrindeki askerlerle güvenliği sağlayacak önlem alma yoluna gitmişti[26]
Anadolu’nun değişik yörelerinden kalkarak Yunanistan’a gitmek için yollara dökülen Rum göçmenler, Izmir ve Istanbul başta olmak üzere Yunanistan’ageçiş kapısı olabilecek kentlere yığılmışlardır. Bu kentler Edirne, Antalya,Trabzon ve Samsun’dur. Daha sonra yapılacak olan Türk-Rum Nüfus Mübadelesi’ne Ilişkin Sözleşme ve Protokol gereğince, mübadele kapsamına alınmayan Istanbul Rumlarından da, kenti terk edenler bulunduğu görülmektedir. Nitekim, bir Ankara gazetesinde, Istanbullu zengin Rum ve Ermenilerin Istanbul’dan yoğun biçimde ayrılmaya başladıkları ve bunların sayısının şimdilik 5000 kadar olduğu belirtilmektedir[27]. MudanyaBırakışması’nın imzalanmasından sonra, 8 Kasım 1922’de, Hristiyanların isterlerse Anadolu’yu terk edebilecekleri ilan edilmiş; bunun üzerine, göç etmek için pek çok Rum aile hazırlıklara başlamıştır[28]. Anadolu’nun çeşitli yörelerinden kalkarak, Istanbul üzerinden Yunanistan’a geçmek zorunda kalanRumların, bu kentte belirgin bir yığılmaya neden oldukları görülmektedir. Nitekim,bir stanbuI gazetesinin belirttiğine göre, bu insanların sayısı bir ara, 21.505 olmuştur[29]. Ustelik bu rakam zaman zanıan bu sayının üzerine çıkma eğilimi de göstermiştir. Istanbul’a gelen Anadolulu göçmen Rumlar, genellikle Beşiktaş, Yeniköy, Anadolu Kavağı, Selimiye Kışlası, Ayestefanos (Yeşilköy), Burgaz, Heybeli, Büyükada gibi semtlerde toplanmışlardı[30]. Istanbul’daki Rum okulları vkiliseleri bütünüyle Rum göçmenleriyle dolmuştu[31]. Bu göçmenler, genellikle iki-üç gün Istanbul’da kaldıktan sonra yola çıkmakta, bu kez onların yerine yenileri gelmekteydi. Kısa süreli de olsa, Istanbul’da ve yığılmanın görüldüğü diğerkentlerde, kimi önemli sorunların açığa çıkması ve buna dayalı olarak da kimiön-lemlerin alınması gecikmemiştir. Başta çiçek, kızamık ve humma olmak üzeregöçmenlerin bazılarında bulaşıcı hastalık bulunduğuna tanık olunmuştur. Kışmevsiminin en soğuk aylarında, zorunlu olan gereksinimlerin sağlanmasının zorlukları yanında, salgına neden olabilecek sağlık sorunlarının da görülmesiyle,kentte henüz idareyi eline almış olan Türk Hükümeti, gerekli girişimlerde bu-lunrnuş; Yedikule Rum Hastahanesi hastalığı saptanan Rum göçmenlerin tedavileri için ayrılmıştır[32]. Buna karşın, bu insanların Türkiye dışına çıkmalarının sağlanması ve gitmek istedikleri yerlere bir an önce ulaşabilmelerininkolaylaştırılması için de uğraşılmıştır. Bu nedenle, Istanbul’da biriken göçmenler,yabancı ülkelere ait vapurlarla peyderpey Yunanistan’a gönderilmişlerdir[33]. Balıkesir, Bandırma ve Izmir başta olmak üzere, değişik Anadolu kentlerinden kalkarak Istanbul’a yığılan Rum göçmenlerinin bu kentten Yunanistan’a taşınmasına6 Aralık 1922 günü başlanmıştır[34]. Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon’da dayöredeki Rumların toplandığı görülmüş, bunların sayılarının bir ara 30.000 üzerine çıktığına tanık olunmuştur[35]. Bunların göç etmelerini kolaylaştırmak vegöçlerine nezaret etmek üzere, Amerikan Muavenet Heyeti Trabzon’a gitmiş vegöçmenlerin taşınmasını sağlayacak vapurların bulunması için çalışmıştır[36]. Yunan Hükümeti, göçmenlerin 2000’er kişilik kafileler halinde taşınmasını kararlaştırmış ve kendi vapurlarıyla sürekli olarak göçmen taşımıştır[37]. Bu evrede, Amerikan Muavenet Heyeti’nin Karadeniz kentlerinde toplanan Rum göçmenler için gerçekleştirdiği kolaylıklar, özellikle dikkat çekmektedir[38]. Bu arada,değişik aralıklarla vapurlar dolusu göçmenin, Istanbul’a yığılmaları devam et-miştir[39]. Büyük ölçüde kendi olanaklarıyla Istanbul’a gelmiş olan Pontus Rumları,Istanbul’da Selimiye yöresine geçici olarak yerleştirilmişlerdir.Bütün bunlar olurken, pek çok Istanbul Rum’unun pasaportlu ve pasaportsuz olarak Türkiye dışına çıkmaları da aralıksız olarak devam etmiştir[40] .
[1]Anlaşma metni için bkz. Ismail Soysal; Tarihçeleri ve Açıklamaları ile Birlikte Türkiye’nin Si yasal Antlaşmaları, 1(1920-1945), Ankara, TTK Yayını, 1983, s. 17-22; yine bkz. Mehmet Esat Atuner; Mübadeleye Dair Türkiye ve Yunanistan Arasında Imza Olunan Mukaveleler, Istanbul, 1932.
[2] Bkz. Kemal Arı; Büyük Mübadele. Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923-1925), Istanbul, Tarih Vakfı
[3] Konu ile ilgili olarak şu yapıtlara bkz: Stefanos Yerasimos; “Pontus Meselesi’ Toplum veBilim, 43-44 (Güz 1988-Kış 1989), s. 33-76; Mahmut Goloğlu; Pontus, Ankara, 1973; Pontus Meseles Ankara, Matbuat ve istihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi Yayını, 1338; konu yine şurada incelenmiştir: Kemal Arı; Ulusal Mücadele’de Pontus Sorunu, AUDTCF, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilimdalı, (Yayınlanmamış Lisans Tezi,>, Ankara, 1985; ayrıca bkz. YuluğTekin kurat; “Yunanistan’ın Küçük Asya Macerası”, Uçünca Askeri Tarih Semineri: Türk-Yunan llişkller Ankara, Gnkur. Yayını; 1986, s. 407-424.
[4] Anadolu Rumu, Manoli’nin Yunan propagandasına kanarak, Türklere karşı savaşmasındansonra, bu aldanıştan yakınışı: Dido Sotiriyu; Benden Selam Söyle Anadolu’ya (Roman),(Çev. A. Tokatlı), Istanbul, 1986, s. 228-229; “Ben Karamanlı öyle bir Rum idim kı, dünyadaMüslümanlar kadar kimseyi sevmezdim. 0 esnada köye bir Yunanlı geldi. Gizli gizli Rumahaliye ömrümüzde işitmediğimiz, bilmediğimiz şeyler söylüyordu. Bunlar bizim eski ecdadımızın isimleri imiş. Öyle facialar meydana getirdik ki... Ah, kör olsun beni baştan çıkaran o Yunanlı domuz!”; Kadir Mısıroğlu; Yunan Mezalimı, Istanbul, 1968, s. 249.
[5] Konu ile ilgili olarak bkz. H. Yavuz Ercan; “Fener ve Türk-Ortodoks Patrikhanesi”, DTCFTarih Araştırmaları Dergisi V (1967), Ankara, 1970, s. 411-429; (Gotthard Jaeschke;“DIe Türkisch-Ortadoxe Kirche”, Der lsl XXXIX (Februar 1964 s. 95-129; Cami Baykurt;Osmanlı ülkesinde Hristiyan Türkler, 2. baskı, Istanbul, 1932, Teoman Ergene; lstikl Har-binde Türk Ortodoksları, Istanbul, 1951; Papa Eftim; Ortodoks kiliselerine bir genelgesindeşöyle diyor: “Biz Anadolu’da iki kardeş asırlardan beri yanyana yaşadık. Anadolu davasındabiz, Türk kardeşlerimizle tamamen müşterekiz... Fener Patrikhanesi(nin) ruhan! vazifesiniihmal ederek, şanlı Türk ırkının biz şanlı evlatları olduğumuz halde, bizi desise ile Yunanlıyapmaya kalkışması,... Allah’ın emrine ve hakikate muhaliftir’ genelgenin tamamı: Jaeschke; a. g. m. , s. 108-110.
[6] Bkz. dn. 2; yine bkz. H. Yavuz Ercan; a. g. m. , s. 413-415;Jaescheke; a. g. m., s. 102-103.
[7] Jaeschke; a. g. m., s. 102-103; H. Yavuz Ercan; “Türk-Yunan İlişkilerinde Rum Patrikhanesinin Rolü”, Uçüncü Askeri Tarih Semineri: Türk-Yunan Ilişkileri, Ankara, 1986, s. 204. . .
[8] Bkz. Zeki Arıkan; Mütareke ve Işgal Dönemi Izmir Basını (30 Ekim 1918-8 Eylül 1922), An-kara, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını; 1989, s. 71; Nurdoğan Taçalan, Ege’de Kurtuluş Sa-yaşı Başlarken, Istanbul, 1970, s. 245; G. Jaeschke, a. g. m. , s. 103.
[9] A. g. m. , s. 103.
[10] Türk İstiklal Harbi; Vi (İstiklal Harbi’nde Ayaklanmalar: 1919.1921), Ankara, Gnkur. Yayını,974 s. 283-285; ayrıca bkz. Gotthard Jaeschke; Kurtuluş Savaşıyla İlgili İngiliz Belgeleri(Çev. 0. Köprü (ü), Ankara, TTK Yayını, 1971, ss. 56-59.
[11] Selahattin Tansel; Mondroslan Mudanya’ya Kadar, 1, Ankara, Başbakanlık Yayını; 1973, s.100; yine bkz. Mithat Sertoğlu; “Trabzon Bölgesi’nde Rum-Pontus Cemiyeti Kurulması Faaliyetleri’ Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, S.108 11(1968), s. 5-6; Sebahattin Özel; Mi/it Mücadelede Trabzon, Ankara, TTK Yayını, 1991, s. 30-47, 122-139.
[12] Örneğin şu yapıtlara bkz. Yerasimos; a. g. m. , s. 33-76; Pontus Mese(es çeşitli sayf Tür-kiye’de Yunan Fecayi, 2 cilt, Istanbul, 1337; Anadolu’da Yunan Mezalim 3 kısım, Ankara,1338.
[13] ATASE Arşivi, Klasör: 1368; Dosya 13/48-85; baskılar yalnızca bu bölgede sınırlı kalmıyor, bütün işgal alanlarında görülebiliyordu; örneğin, Yunanlılar’ın İzmir’i işgalleri sırasında gasbettikleri para ve eşyayı gösteren bir liste: ATASE Arşivi, Klasör: 1366: Dosya: 73/ 16-14.
[14] ATASE ARŞİVİ, Klasör 1368.
[15] ATASE ARŞİVİ, aynı klasör...
[16] Bir Kent Bir İnsan-İzmir’in Son Yüzyılı : S. Ferit Eczacıbaşı’nın Yaşamı ve Anıları, (Haz:YaşarAksoy), İstanbul, Eczacıbaşı Yayını, 1986, s. 185.
[17] Mehmet Asım; “Yunan Mezaliminden Mesul Olan Kimdir?’ Yunan Mezalimi (İzmir’denBursa’ya), Istanbul, Yeni İstanbul Yayını, 1970, s. 18-21.
[18]Seda-yı Hak; 7 Eylül 1922.
[19] S. Ferit Eczacıbaşı’nın..., s.185.
[20] Anadolu’da Yenigün; 21 Eylül 1922.
[21]S. Ferit Eczacıbaşı’nın..., s.185.
[22] A. g. e. ; s. 187.
[23] Ulus, 9 Eylül 1968.
[24] Kendi notlarından; DEÜ. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Arşivi; Yüzbaşı Şerafettin Bey Dosyası...
[25] Aynı arşiv, aynı dosya.
[26] Ayrıntılı bilgi için bkz: Kemal Arı, “İzmir’in Kurtuluşu ve Yüzbaşı Şerafettin Bey”, Yedinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri I , Gnkur yay., Ankara, 2000, s.429-453: aynı yazar, “9 Eylül Günü İzmir’e İlk Giren Türk Subayı Yüzbaşı Şerafettin ve İzmir’in Kurtuluşu Üzerine Notları”, Toplumsal Tarih, XIII/ 77 (Mayıs, 2000).
[27]Anadolu’da Yenigün, 2 Teşrinievvel 1922.
[28] Tanin; 14 Ocak 1923.
[29] Tanin, 26 Mart 1923.
[30] Tanin, aynı sayı.
[31] Vakit, 7 Aralık 1922.
[32] Tanııı, 29 Kanünusani 1923.
[33] Tanin, aynı sayı.
[34] Vakit, 7 Aralık 1922.
[35] Vakit,10 Aralık 1922.
[36] Vakit, aynı sayı.
[37] Vakit, 29 Ağustos 1923
[38] Vakit, 33 Teşriniewel 1923.
[39] Vakit, 31 Ekim 1923.
[40] Geri dönmelerini sağlayan kanun: Düstur, Üçüncü Tertip, V, Ankara, 1969, s. 646.
[41]
[42]
[43]
[44] Bkz. TBMM Zabıt Cerides Devre Il, Içtima 1, c. IX, Ankara, 1975, s. 60; yine bkz. Bilge Umar, Izmir’de Yunanlılar’ın Son Günleri, Istanbul, Bilgi Yayını, 1968, s. 332; “Birçok Rumlar Midilli, Sakız ve Sisam adalarına gitmişlerdir”: Yeni Asır (Selanik); 10 Eylül 1922; “Ewelsi gün şehrimize Patris vapuruyla 2100 yaralı gelmiştir. Bunların eskerisi hafif mecruh olup, arzu edenlere memleketlerine gitmek için etibbanın müsadesiyle mezuniyet verilmiştir. Aynı sefine ile bir hayli muhacirin de gelmiştir. Muhacirlerden halü vakti iyi olanlar otellere yer leştirilmişlerdir. Fakir olanlar hükümet tarafından meskün olacaklardır”: Yeni asır; 11 Eylül 1922; “Gece Izmir’den Pire’ye 3.000 muhacir daha gelmiştir”: Yeni Asır, aynı sayı; Tür kiye4den Yunanistan’a mübadeleyi beklemeden kaçan Rum lahn sayısını kesin olarak be lirlemenin olanağı olmamakla birlikte, 1.000 000’dan fazla olduğu sanılmaktadır. Omer Lütfi Barkan ‘a göre, mübadele edilenlerler birlikte, 1923-1926 yılları arasında, 1.221.849 Rum Yu nanistan’a gitmiştır. 0, Anadolu’dan Yunan ordusuyla kaçan Rum göçmenlerinin sayısını, 150.000 olarak vermekte ve bölgesel olarak kimi oranlar da belirtmektedir ki; hiç bir kaynak göstermeden verdiği bu sayıya, diğer bazı kaynaklardan edinilen bilgiler inanmayı pek ola naklı kılmıyor; bkz. Ömer Lütfi Barkan; “Harp Sonu Tarımsal Reform HareketIeri’ Türkiye’de Toprak Meselesi, Toplu Eserl 1, Istanbul, 1980, s. 58; bir başka araştırıcı, sayı vermenin zorluklarına değinmekte ve toplam olarak 1.200.000 Grek asıllı Ortodoks Hristiyana karşılık, 400.000 Türk kökenli Müslümanın değiştirildiğini belirtmektedir: Jacques Vernant, The Refugee in The Post-War World, New Haven, Yale Universıty Press, 1953, s. 239.
[45] Tanin, 28 Teşrinievvel 1922.
[46] Düstur, Üçüncü Tertip, V, s. 646.
[47] Hakimiyet-i Milliye, 17 Eylül 1923: şu araştırmaya bkz. SaçlI Akgün; “Birkaç Amerikan Kaynağından Türk-Yunan Mübadelesi Sorunu’ Üçüncü Askeri Tarih s. 241-257.
[48]Tanin; 20 Teşrinievvel 1922.
[49] Tanin; 23 Teşrinievvel 1922.
[50] Tanın; 22 Teşriniewel 1922; yine bkz. Tevfik Bıyıklıoğ!u; Trakya’da Milli Mücadele, 1, Ankara, TTK Yayf nı, 1987, s. 456-463.
[51] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre Il, Içtima 1, c. ili, Ankara, t.y., s. 204; yine bkz. Arı; a. g. e., s.
[52] Çağlar Keyder; Dünya Ekonomisi içinde Türkiye (1923-1929), Ankara, Yurt Yayını, 1982, s.39.
[53] Keyder; a. g. e. , s. 38.
[54] Vernant; a. g. e. , s. 238.
[55] “Cihan Tütünleri, Tütün ve Tütüncülük” Ayın Tarihi, V/ 21 ( Kanunuevvel 1341), s.815.
[56] “Cihan Tütünleri, Tütün ve Tütüncülük” Ayın Tarihi, V/ 21 ( Kanunuevvel 1341), s.815.
[57] Ayrıntı için bkz. Arı; a. g. e., 5. 198.
KAYNAK VE DEVAMI: http://www.lozanmubadilleri.org.tr/arastirma_kemalari14.htm
Türk Kurtuluş Savaşı, yurtlarını sömürgeci güçlerin işgalinden kurtarmak isteyen Türklerin elde ettikleri eşsiz bir zaferle sonuçlandı. Bu savaşın bitimiyle birlikte, yeni Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik yapısını doğrudan ilgilendiren ve ardarda gelen birçok kitlesel göç hareketi yaşandı. Büyük insan gruplarını göç etmeye zorlayan etkenler, hiç kuşkusuz, Türk Kurtuluş Savaşı boyunca varlığı görülen ve hissedilen tarihsel olgu ve olayların doğal bir so nucu ve uzantısı olmuştur. Bu uzantıları kesin bir sonuca bağlayan tarihsel olgu, Lozan’da, Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan ve Batı Trakya dışındaki Yunanistan Müslüman tebaası ile, Istanbul dışındaki Türkiye Ortodokslarının zorunlu olarak değişimini öngören “Türk-Yunan Nüfus Mü badelesi’ne ilişkin Sözleşme ve Protokol”dür[1]. Bu sürecin sonunda, - Yunanistan’da da olduğu gibi-Türkiye’nin etnik, toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel yapısı hızlı bir değişim süreci içine girmiştir. En ön plana çıkan bo yutu ise hiç kuşkusuz, ulusçuluk olgusunun güçlenmesi ve pekişmesidir. Bu olgunun güçlenmesini sağlayan etken, nüfusta ve kültürde yaşanan hızlı ho mojenleşmedir.
Bu yeni dönemde karşılaşılan kitlesel göç hareketlerini, tarihsel oluşum sı rasına göre, üç ana başlıkta incelemek olanaklıdır. Bunlar: Türkiye’den, Tür kiye dışına yönelik göçter; Türkiye’de işgalden kurtarılmış yörelere yönelik iç göçler; Türkiye dışından, Türkiye’ye yönelik göçlerdir... Ilk ana başlıkta be lirtilen göçler, Türk Kurtuluş Savaşı’nın hemen bitiminde, işgal ordularıyla iş birliği içine girmiş olan Türkiye Rumlarının büyük bir kısmının, Yunan or dularının ardı sıra, yoğun olarak Türkiye’yi terk etmeleriyle ortaya çıkan göç Ierdir. Aynı ölçüde olmamakla birlikte, benzeri koşullarla Türkiye’den ayrılan diğer bir etnik kitle de, Ermeniler’dir. Ikinci ana başlıkta vurgulanmak istenen göçler, Türkiye Rumlarının büyük ölçüde Türkiycden ayrılmalarından sonra, onlardan geriye kalan taşınır-taşınmaz mallardan bir pay kapmak amacıyla yoğun olarak bu bölgelere göç eden felaketzedelerin ve işgal sırasında iç böl gelere göç etmişken, yeni dönemde yerine, yurduna dönem kitlelerin oluş turduğu nüfus hareketleridir. Uçüncü ana başlıkta yer alan göçleri de, savaşın bitiminde Yunanistan’da yaşanan yoğun iç bunalımın etkisiyle, Türkiye’ye kaç mak zorunda kalan sığınmacıların ve mübadele uygulaması ile Türkiye’ye ge tirilen kitlelerin neden olduğu kapsamlı yer değiştirmeler oluşturmaktadır.
Kuşkusuz bütün bu grupların her birinin, yeni Türkiye’nin toplumsal ve eko nomik yapısı üzerinde, önemli etkileri ve zorlamaları olmuştur. Bu göçlerinneden olduğu toplumsal ve ekonomik zorluklar ise, mübadele yoluyla getirilen göçmenlerin yerleştirilmesinde, olumsuz yönde ve birinci derecede rol oy namıştır. Değinilen doğrudan etkileri olabildiği ölçüde görebilmek açısından, belirtilen göçlere ana çizgileriyle bile olsa bakmak ve böylece bu göçlerin neden olduğu tarihsel oluşumların mübadele göçmenleri ile ilgisini ortaya koy mak, oldukça önemli görünmektedir[2].
Kurtuluş Savaşı’nın bitiminde, Anadolu ve Trakya’daki Ortodoks Rumlar,Türkiye dışına çıkmaya ve Türk topraklarını terk etmeye zorlayan koşullar; Türkleri kendi öz vatanlarından bir bağımsızlık ve özgürlük savaşı vermeye zorlayan tarihsel gelişmelere koşut olarak oluşmuştur. Bu süreçte Rumların, işbirlikçi bir niteliğe ve kimliğe sarılarak, işgalci güçlere bağırlannı açmaları veTürkler aleyhine yıkıcı çabalar içine girmeleri, başlıca ana etken olarak belirmiştir. Onların, değinilen iş birlikçi çabaları ile bu çabaların hangi amaç ve özlemlere yönelik olarak sergilendiği, pek çok araştırma ve anı yayını türündeki yapıtta ele alınarak irdelenmiştir. Bunların kimisinde ulusal değerlerle ve kaygılarla açıklanabilecek duygusal yaklaşımlar, kimisinde ise belgeye dayalı nesnel anlatımlar görmek her zaman olanaklıdır. Ayrıntılar bir yana, Batı Anadolu’yu Yunanistan’a ilhak etmek; eski Rum-Pontus Devleti’ni yeniden kurarak, Yunanistan topraklarını Rusya’ya kadar genişletmek; olabilecek gibi isebağımsız bir lonya Devleti kurmak; ama her ne olursa olsun, sonuçta eski Bizansı yeniden ihya edip diriltmek sevdası[3], uzunca zamandır dostça yaşamış iki ayrı etnik ve kültürel kökenden, iki ayrı halkı, yani Türkleri ve Rumları birbirine düşman etmiştir[4]. Bu noktada, Fener Patrikhanesine bağlı Yunan kökenli Rumlarla, Türk-Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Karaman kökenli Ortodoksiarı, tutum, davranış, özlem ve istek yönleriyle, kesin olarak karıştırmamak ve birbirinden ayırmak gerekmektedir. Bu ayırımı yapmayı gerekli kılan nedenler, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde, her ikikiliseye bağlı Rumların tutum ve eylem farklılığından kaynaklanmaktadır.Kimi ufak farklılıklar bir yana, kendisine bağlı Rumların oluşturduğu dinsel topluluğu, eski Bizans’ın devamı olarak gören Fener Patrikhanesi, Anadolu’dan ve Doğu Trakya’dan önemli denilecek oranda toprak koparıp, Yunanistan’la birleşme özlemi içinde gizli örgütlenme, iş birlikçi tutum ve eylemle savaşım vermekteyken; kendisine bağlı Ortodoksları etnik ve kültürel bağ yö-nüyle Türk olarak gören Türk-Ortadoks Kilisesi ise, başta Papa Eftim olmaküzere, Türkiye’nin ulusal politikalarını destekler yönde bir tavır almıştır[5]. Her şeye karşın, Anadolu Rumlarının, Türklerin ulusal istenç ve arzularınaters düşen davranış ve eylemler içine sürüklenmelerinde, etkin Yunan po-litikasının ve propagandasının rol oynadığı söylenebilir[6].Bu durum, en belirgin biçimde, Mondros Mütarekesi’nden sonra, Yunanistan Başbakanı Eleft-herios Venizelos ile Anadolu’daki Fener Patrikhanesine bağlı Rum papazlararasındaki ilişkilerden görülebilir. Mondros Mütarekesi ile, Türklerin kesin gibi görünen yenilgilerinin onaylanmasından sonra, ‘Megali Idea’yı ger-çekleştirmek için, zamanın geldiğini düşünen Venizelos, harekete geçmiş; 30Aralık 1918’deki bir muhtıra ile, Edirne ile birlikte Trakya’yı, İzmir’le birlikteBatı Anadolu’yu ltil Devletleri’nden istemiş; hatta bu duruma istatistiksel yönden dayanak oluşturmak için, Iç Anadolu’daki Karamanlı Ortodoksların BatıAnadolu’ya göç edeceklerini ummuştur. Bu amaca ulaşmak için, önünde engelolarak görünen kişileri bir bir görevlerinden almıştır. 28 Ekim 1918’de, JönTürklere karşı uysal bir görüntü çizen Başpiskopos V. Germanos’u görevindenazletmiştir. Jaschke’nin, deyimiyle, bu esnada Istanbul’daki Ortodoks kilisesinde, birleşik dayanışma gerçekleşmiş; Patrikhanede ‘Helenizm’in bayrağı dalgalanmıştır[7].15 Mayıs 1919’da, Yunan askerlerinin zmir’i işgal etmeleri büyükbir coşkuyla karşılanmış, Izmir Metropoliti Hnissostomos, Yunan askerlerini taktis etmiş[8].Anadolu’da başlayan Yunan ilerleyişi ile, Haçlı Se-ferleri arasında bağ kurulmuş; ruhban heyetinin yoğun biçimde pro-pagandasına tanık olunmuştur. Bu arada, siyast nitelikli girişimler de, uluslararası diplomatik zeminlerde sürdürülmüş; örneğin Paris Barış Konferansı’na, İstanbul’dan giden Ortodoks heyetin, Yunanistan’dan gelen heyetle ortaklaşa katılması, Dorotheos tarafından verilen pek çok muhtıra ile is-tenmişti[9]. Değinilen girişimler, sözkonusu kişilerle sınırlı kalmış değildir. Marsilyalı bir işadamı olan Konstantin Konttantinidis’in çabalarıyla, Pontusçulukun sesini bütün dünyaya duyurmak, Pontus işlerini düzene koymak(!), bir Pontus devleti kurmak amacıyla, Marsilya’da, 1918 yılı Kasım ayında uluslararası bir kongre düzenlenmiştir[10]. 18 Ocak 1919’da toplanan ParisBarış Konferansı’na Trabzon Metropoliti Hrisantos da katılmıştır. Bu papazParis’e geldiğinde, istanbul Rum Patrikhanesi’nden, Patrikhane naibi ve BursaMetropoliti Dorotheos ve konferansta Patrikhane’yi temsil eden Patrikhane müşaviri Alexandr Pappas ile ortaklaşa hareket etmiştir. Bu ortak heyet, Pontus Rumlarını temsil ve Paris Barış Konferansı’nda mahalli Rumları savunmak üzere yetki almış buluyordu[11].Bu girişimlerin ve bundan sonrakilerin neler getirdiği, yakın geçmişe ilişkinbelgesel yapıtlarda yoğun biçimde görülebilmektedir. Bu gelişmelerin sonuçları, aynntılar bir yana, şu iki deyim ile özetlenebilir: işgalci Yunan askerleriyle ‘işbirliği’ ve kurulan çetelerle, Türklere yönelik yoğun ‘katliam’[12]. Nitekim, 7 Eylül 1337 tarihinde, Harbiye Nezareti’ne gelen bir raporda, Müslüman ahalinin göçetmeye zorlandığı, Trakya’da bir Rum çoğunluğu oluşturabilmek için, Müslümanlara reva görülen baskının son günlerde yine bütün şiddetiyle uygulandığı, Müslüman halkın taşınabilir ve taşınamaz mallarını yok pahasına satarak ya da yüzüstü bırakarak, can, ırz ve namuslarını kurtarmak için göçe başladıklarından sözedilmektedir[13].
Bu durumda ulusal ordu, bir takım önlemler almak zorunda kalmıştır. Alınan önlemlerin en önemlisi ise, isyan bölgelerinden ve cephe gerisinden belli yaş aralığındaki Rumlar’ın toplanarak, güvenlik açısından daha emin olunan yörelere zorunlu göç etttirilmeleri idi. Bunun için haklı gerekçeler de vardı. Örneğin, Türk istihbarat örgütü, Samsunlu manifatura komisyoncusu bir Rum örneğinde olduğu gibi, bazı Rumlar’ın İngiliz gizli servisinden bazı kişilerle temas halinde olduğunu tesmit etmiş; bu servis elemanlarına gönderdikleri mektuplar, Türk elemanların eline geçmişti. Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi Fevzi Paşa imzasıyla 27 Eylül 1921 tarihinde Merkez Ordu Komutanlığına gönderilen bir yazıda, bu şahsa ait, Hıristiyanlara mezalim yapıldığından söz edildiği vurgulanmaktaydı[14].
İskana zorlanmış olan Rumlar’dan kaçabilenlerin, Rum eşkiyalara katıldığı da gözlemlenmişti[15]
Yakın tarihin tanıklık ettiği büyük yıkım ve katliam; 26 Ağustos 1922tarihTnde başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922’deki BaşkumandanlıkMeydan Savaşı ile, Yunan ordusunun ‘kuva-yı asliyesi’nin kesin olarak yokedilmesiyle ve 9 Eylül 1922’de, firar halindeki artıklarının İzmir’den denize dö külmeleriyle son bulmuştur. Yunan askerlerinin bozgun biçiminde geri çekilişleri, yeni nüfus hareketlerini de başlatmıştır. Nitekim, önce Batı Anadolu’dan, ardından da Doğu Trakya ve Kuzey Anadolu’dan yoğun bir Rumnüfus, Türkiye’yi terkederek Yunanistan’a gitmiştir. Renkli bir tablo içinde gerçekleşen bu gelişmelerin bir tanığının belirttiği gibi: “Yerli Rumlar, işgalde nasıl öndeyseler, bozgunda da en önde olmuşlardır.”[16]. iç Ege’nin Rum nüfusu, Yunan cephesinin çöktüğünü görüp anlayınca, büyük bir panik içindekıyı kentlerine, özellikle de Izmir’e doğru göç etmiştir. Bu karmaşalı ortamda,bir an önce Türkiye’den ayrılmak amacında olan bu insanların, ellerindeki ta-şınır-taşınmaz türdeki mallarını paraya çevirmek için gerçek değerinden çokdüşük bir fiyatla satma eğilimi içine girdikleri görülmüştür. izmir’den Bursa’yakadar Manisa, Turgutlu, Akhisar, Salihli, Afyon ve Kütahya gibi yerlerdekiYunan kıyımına tanıklık eden Mehmed Asım, bu gayreti, yani yerli Rum veErmenilerin mallarını satarak, genel bir göçe kaikmalarını, onların terkettiklerikent ve kasabalara bir daha dönmemek amaçlarından kaynaklandığını belirtmektedir[17]. Bu şekilde İzmir’e yığılan Rum göçmenlerin, İzmir’de nedenoldukları görüntüye tanıklık eden bir Izmir gazetesinde şunlar denilmektedir:“Evvelki günden beri muhaceret şiddet peyd etmiştir. Dün de rıhtım üzeri, mürün ve ubüra mani olacak derecede muhtelif eşya ile dolmuş idi. Güç nefesalan, haris, endişenak ve gürültücü bir kafile vapur acentaları önünde üstüstetoplanmışlardı. Adalara gitmet üzere muhtelif vapurlara rakip olan bu halk, burada kalanlara hicret etmekte olduklarını ilan ediyorlardı.” [18]. S. Ferit Eczacıbaşı anılarında, işgal sırasında iş birlikçilere katılmayan iyiniyetli Rum komşularının bulunduğunu belirterek, bunların bir kısmının kaç-maya tenezzül etmeyen eski dostlar olduğunu vurgulamakta ve: “Aynı mahallede oturduğumuz, birlikte büyüdüğümüz, görünce sel ve alışveriş ettiğimiz Rumlar... Onların kaçmasına gerek yoktu” demektedir[19]. Türk-Ortadoks Kilisesine bağlı olanlar, bu yola başvurmayı pek istememişlerdir. Onlar, Yunan askerlerinin ve onların iş birlikçilerinin neden oldukları katliamları samimT bir yaklaşımla benimsemeyerek, yapılan facialara,düzenledikleri bir kongrede protesto etmiş ve bunu büyük devletlere ve TürkHükümetine bir telgrafla bildirmişlerdir[20]. Korku ve panik içinde olan Rumlar’ın amacı, bir an önce kendilerini ve ya-kınlarını kıyı Yunanistan’a ya da adalara atmaktı. Karşı adalardan gelen vekıyı limanı dolduran küçük tonajlı gemiler, büyük paralar karşılığında, “Rum zenginlerini” kurtarmak için gelen filolardı[21]. 9 Eylül 1922 günü, Türk askerleri Izmir’e girdiklerinde, Batı Anadolu’nun neredeyse bütününde Rumlar Türkiye’den ayrılmak için yollara dökülmüşlerdi. “Denize dökülen bu istila ordusu, kente dört koldan giren Türk orduları, rıhtımda yine işgal gününde olduğu gibi duran bir donanma ve ağzına kadar insan yüklü şilepler, alev alev yanmaya başlayan mahalleler... Sevinç gözyaşlarının ölüm korkusuna, zaferin paniğe karıştığı bir ortama düşen Izmir, mutluluğu bile yine acıyla bir aradatadıyordu[22]. İzmir’e ilk giren Türk Süvari Komutanı Yüzbaşı Şerafettin Bey o güne ilişkin olarak tutmuş olduğu notlarında; “İzmir sokaklarına girdik. Bütün yollar ne yapacağını şaşırmış Rum göçmenleri, eşya yüklü arabalar, hayvanlar, silahlı ve silahsız askerler ve binlerce sivil halk ile dolu idi. [23]. Yüzbaşı Şerafettin Bey, elinde silahı bulunan sivil Rumlar’a, savaş kaçkını Yunan erlerine silahlarını denize atmalarını söylüyor; onlar da atıyorlardı[24]. Bu karmaşa ortamında, İzmir’de konsolos bulunduran devletlerin temsilcileri Yüzbaşı Şerafettin Bey ile görüşmüş, kentin güvenliğinin sağlanmasını istemişlerdi; Yüzbaşı Şerafettin de, emrindeki askerlerle güvenliği sağlayacak önlem alma yoluna gitmişti[26]
Anadolu’nun değişik yörelerinden kalkarak Yunanistan’a gitmek için yollara dökülen Rum göçmenler, Izmir ve Istanbul başta olmak üzere Yunanistan’ageçiş kapısı olabilecek kentlere yığılmışlardır. Bu kentler Edirne, Antalya,Trabzon ve Samsun’dur. Daha sonra yapılacak olan Türk-Rum Nüfus Mübadelesi’ne Ilişkin Sözleşme ve Protokol gereğince, mübadele kapsamına alınmayan Istanbul Rumlarından da, kenti terk edenler bulunduğu görülmektedir. Nitekim, bir Ankara gazetesinde, Istanbullu zengin Rum ve Ermenilerin Istanbul’dan yoğun biçimde ayrılmaya başladıkları ve bunların sayısının şimdilik 5000 kadar olduğu belirtilmektedir[27]. MudanyaBırakışması’nın imzalanmasından sonra, 8 Kasım 1922’de, Hristiyanların isterlerse Anadolu’yu terk edebilecekleri ilan edilmiş; bunun üzerine, göç etmek için pek çok Rum aile hazırlıklara başlamıştır[28]. Anadolu’nun çeşitli yörelerinden kalkarak, Istanbul üzerinden Yunanistan’a geçmek zorunda kalanRumların, bu kentte belirgin bir yığılmaya neden oldukları görülmektedir. Nitekim,bir stanbuI gazetesinin belirttiğine göre, bu insanların sayısı bir ara, 21.505 olmuştur[29]. Ustelik bu rakam zaman zanıan bu sayının üzerine çıkma eğilimi de göstermiştir. Istanbul’a gelen Anadolulu göçmen Rumlar, genellikle Beşiktaş, Yeniköy, Anadolu Kavağı, Selimiye Kışlası, Ayestefanos (Yeşilköy), Burgaz, Heybeli, Büyükada gibi semtlerde toplanmışlardı[30]. Istanbul’daki Rum okulları vkiliseleri bütünüyle Rum göçmenleriyle dolmuştu[31]. Bu göçmenler, genellikle iki-üç gün Istanbul’da kaldıktan sonra yola çıkmakta, bu kez onların yerine yenileri gelmekteydi. Kısa süreli de olsa, Istanbul’da ve yığılmanın görüldüğü diğerkentlerde, kimi önemli sorunların açığa çıkması ve buna dayalı olarak da kimiön-lemlerin alınması gecikmemiştir. Başta çiçek, kızamık ve humma olmak üzeregöçmenlerin bazılarında bulaşıcı hastalık bulunduğuna tanık olunmuştur. Kışmevsiminin en soğuk aylarında, zorunlu olan gereksinimlerin sağlanmasının zorlukları yanında, salgına neden olabilecek sağlık sorunlarının da görülmesiyle,kentte henüz idareyi eline almış olan Türk Hükümeti, gerekli girişimlerde bu-lunrnuş; Yedikule Rum Hastahanesi hastalığı saptanan Rum göçmenlerin tedavileri için ayrılmıştır[32]. Buna karşın, bu insanların Türkiye dışına çıkmalarının sağlanması ve gitmek istedikleri yerlere bir an önce ulaşabilmelerininkolaylaştırılması için de uğraşılmıştır. Bu nedenle, Istanbul’da biriken göçmenler,yabancı ülkelere ait vapurlarla peyderpey Yunanistan’a gönderilmişlerdir[33]. Balıkesir, Bandırma ve Izmir başta olmak üzere, değişik Anadolu kentlerinden kalkarak Istanbul’a yığılan Rum göçmenlerinin bu kentten Yunanistan’a taşınmasına6 Aralık 1922 günü başlanmıştır[34]. Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon’da dayöredeki Rumların toplandığı görülmüş, bunların sayılarının bir ara 30.000 üzerine çıktığına tanık olunmuştur[35]. Bunların göç etmelerini kolaylaştırmak vegöçlerine nezaret etmek üzere, Amerikan Muavenet Heyeti Trabzon’a gitmiş vegöçmenlerin taşınmasını sağlayacak vapurların bulunması için çalışmıştır[36]. Yunan Hükümeti, göçmenlerin 2000’er kişilik kafileler halinde taşınmasını kararlaştırmış ve kendi vapurlarıyla sürekli olarak göçmen taşımıştır[37]. Bu evrede, Amerikan Muavenet Heyeti’nin Karadeniz kentlerinde toplanan Rum göçmenler için gerçekleştirdiği kolaylıklar, özellikle dikkat çekmektedir[38]. Bu arada,değişik aralıklarla vapurlar dolusu göçmenin, Istanbul’a yığılmaları devam et-miştir[39]. Büyük ölçüde kendi olanaklarıyla Istanbul’a gelmiş olan Pontus Rumları,Istanbul’da Selimiye yöresine geçici olarak yerleştirilmişlerdir.Bütün bunlar olurken, pek çok Istanbul Rum’unun pasaportlu ve pasaportsuz olarak Türkiye dışına çıkmaları da aralıksız olarak devam etmiştir[40] .
[1]Anlaşma metni için bkz. Ismail Soysal; Tarihçeleri ve Açıklamaları ile Birlikte Türkiye’nin Si yasal Antlaşmaları, 1(1920-1945), Ankara, TTK Yayını, 1983, s. 17-22; yine bkz. Mehmet Esat Atuner; Mübadeleye Dair Türkiye ve Yunanistan Arasında Imza Olunan Mukaveleler, Istanbul, 1932.
[2] Bkz. Kemal Arı; Büyük Mübadele. Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923-1925), Istanbul, Tarih Vakfı
[3] Konu ile ilgili olarak şu yapıtlara bkz: Stefanos Yerasimos; “Pontus Meselesi’ Toplum veBilim, 43-44 (Güz 1988-Kış 1989), s. 33-76; Mahmut Goloğlu; Pontus, Ankara, 1973; Pontus Meseles Ankara, Matbuat ve istihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi Yayını, 1338; konu yine şurada incelenmiştir: Kemal Arı; Ulusal Mücadele’de Pontus Sorunu, AUDTCF, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilimdalı, (Yayınlanmamış Lisans Tezi,>, Ankara, 1985; ayrıca bkz. YuluğTekin kurat; “Yunanistan’ın Küçük Asya Macerası”, Uçünca Askeri Tarih Semineri: Türk-Yunan llişkller Ankara, Gnkur. Yayını; 1986, s. 407-424.
[4] Anadolu Rumu, Manoli’nin Yunan propagandasına kanarak, Türklere karşı savaşmasındansonra, bu aldanıştan yakınışı: Dido Sotiriyu; Benden Selam Söyle Anadolu’ya (Roman),(Çev. A. Tokatlı), Istanbul, 1986, s. 228-229; “Ben Karamanlı öyle bir Rum idim kı, dünyadaMüslümanlar kadar kimseyi sevmezdim. 0 esnada köye bir Yunanlı geldi. Gizli gizli Rumahaliye ömrümüzde işitmediğimiz, bilmediğimiz şeyler söylüyordu. Bunlar bizim eski ecdadımızın isimleri imiş. Öyle facialar meydana getirdik ki... Ah, kör olsun beni baştan çıkaran o Yunanlı domuz!”; Kadir Mısıroğlu; Yunan Mezalimı, Istanbul, 1968, s. 249.
[5] Konu ile ilgili olarak bkz. H. Yavuz Ercan; “Fener ve Türk-Ortodoks Patrikhanesi”, DTCFTarih Araştırmaları Dergisi V (1967), Ankara, 1970, s. 411-429; (Gotthard Jaeschke;“DIe Türkisch-Ortadoxe Kirche”, Der lsl XXXIX (Februar 1964 s. 95-129; Cami Baykurt;Osmanlı ülkesinde Hristiyan Türkler, 2. baskı, Istanbul, 1932, Teoman Ergene; lstikl Har-binde Türk Ortodoksları, Istanbul, 1951; Papa Eftim; Ortodoks kiliselerine bir genelgesindeşöyle diyor: “Biz Anadolu’da iki kardeş asırlardan beri yanyana yaşadık. Anadolu davasındabiz, Türk kardeşlerimizle tamamen müşterekiz... Fener Patrikhanesi(nin) ruhan! vazifesiniihmal ederek, şanlı Türk ırkının biz şanlı evlatları olduğumuz halde, bizi desise ile Yunanlıyapmaya kalkışması,... Allah’ın emrine ve hakikate muhaliftir’ genelgenin tamamı: Jaeschke; a. g. m. , s. 108-110.
[6] Bkz. dn. 2; yine bkz. H. Yavuz Ercan; a. g. m. , s. 413-415;Jaescheke; a. g. m., s. 102-103.
[7] Jaeschke; a. g. m., s. 102-103; H. Yavuz Ercan; “Türk-Yunan İlişkilerinde Rum Patrikhanesinin Rolü”, Uçüncü Askeri Tarih Semineri: Türk-Yunan Ilişkileri, Ankara, 1986, s. 204. . .
[8] Bkz. Zeki Arıkan; Mütareke ve Işgal Dönemi Izmir Basını (30 Ekim 1918-8 Eylül 1922), An-kara, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını; 1989, s. 71; Nurdoğan Taçalan, Ege’de Kurtuluş Sa-yaşı Başlarken, Istanbul, 1970, s. 245; G. Jaeschke, a. g. m. , s. 103.
[9] A. g. m. , s. 103.
[10] Türk İstiklal Harbi; Vi (İstiklal Harbi’nde Ayaklanmalar: 1919.1921), Ankara, Gnkur. Yayını,974 s. 283-285; ayrıca bkz. Gotthard Jaeschke; Kurtuluş Savaşıyla İlgili İngiliz Belgeleri(Çev. 0. Köprü (ü), Ankara, TTK Yayını, 1971, ss. 56-59.
[11] Selahattin Tansel; Mondroslan Mudanya’ya Kadar, 1, Ankara, Başbakanlık Yayını; 1973, s.100; yine bkz. Mithat Sertoğlu; “Trabzon Bölgesi’nde Rum-Pontus Cemiyeti Kurulması Faaliyetleri’ Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, S.108 11(1968), s. 5-6; Sebahattin Özel; Mi/it Mücadelede Trabzon, Ankara, TTK Yayını, 1991, s. 30-47, 122-139.
[12] Örneğin şu yapıtlara bkz. Yerasimos; a. g. m. , s. 33-76; Pontus Mese(es çeşitli sayf Tür-kiye’de Yunan Fecayi, 2 cilt, Istanbul, 1337; Anadolu’da Yunan Mezalim 3 kısım, Ankara,1338.
[13] ATASE Arşivi, Klasör: 1368; Dosya 13/48-85; baskılar yalnızca bu bölgede sınırlı kalmıyor, bütün işgal alanlarında görülebiliyordu; örneğin, Yunanlılar’ın İzmir’i işgalleri sırasında gasbettikleri para ve eşyayı gösteren bir liste: ATASE Arşivi, Klasör: 1366: Dosya: 73/ 16-14.
[14] ATASE ARŞİVİ, Klasör 1368.
[15] ATASE ARŞİVİ, aynı klasör...
[16] Bir Kent Bir İnsan-İzmir’in Son Yüzyılı : S. Ferit Eczacıbaşı’nın Yaşamı ve Anıları, (Haz:YaşarAksoy), İstanbul, Eczacıbaşı Yayını, 1986, s. 185.
[17] Mehmet Asım; “Yunan Mezaliminden Mesul Olan Kimdir?’ Yunan Mezalimi (İzmir’denBursa’ya), Istanbul, Yeni İstanbul Yayını, 1970, s. 18-21.
[18]Seda-yı Hak; 7 Eylül 1922.
[19] S. Ferit Eczacıbaşı’nın..., s.185.
[20] Anadolu’da Yenigün; 21 Eylül 1922.
[21]S. Ferit Eczacıbaşı’nın..., s.185.
[22] A. g. e. ; s. 187.
[23] Ulus, 9 Eylül 1968.
[24] Kendi notlarından; DEÜ. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Arşivi; Yüzbaşı Şerafettin Bey Dosyası...
[25] Aynı arşiv, aynı dosya.
[26] Ayrıntılı bilgi için bkz: Kemal Arı, “İzmir’in Kurtuluşu ve Yüzbaşı Şerafettin Bey”, Yedinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri I , Gnkur yay., Ankara, 2000, s.429-453: aynı yazar, “9 Eylül Günü İzmir’e İlk Giren Türk Subayı Yüzbaşı Şerafettin ve İzmir’in Kurtuluşu Üzerine Notları”, Toplumsal Tarih, XIII/ 77 (Mayıs, 2000).
[27]Anadolu’da Yenigün, 2 Teşrinievvel 1922.
[28] Tanin; 14 Ocak 1923.
[29] Tanin, 26 Mart 1923.
[30] Tanin, aynı sayı.
[31] Vakit, 7 Aralık 1922.
[32] Tanııı, 29 Kanünusani 1923.
[33] Tanin, aynı sayı.
[34] Vakit, 7 Aralık 1922.
[35] Vakit,10 Aralık 1922.
[36] Vakit, aynı sayı.
[37] Vakit, 29 Ağustos 1923
[38] Vakit, 33 Teşriniewel 1923.
[39] Vakit, 31 Ekim 1923.
[40] Geri dönmelerini sağlayan kanun: Düstur, Üçüncü Tertip, V, Ankara, 1969, s. 646.
[41]
[42]
[43]
[44] Bkz. TBMM Zabıt Cerides Devre Il, Içtima 1, c. IX, Ankara, 1975, s. 60; yine bkz. Bilge Umar, Izmir’de Yunanlılar’ın Son Günleri, Istanbul, Bilgi Yayını, 1968, s. 332; “Birçok Rumlar Midilli, Sakız ve Sisam adalarına gitmişlerdir”: Yeni Asır (Selanik); 10 Eylül 1922; “Ewelsi gün şehrimize Patris vapuruyla 2100 yaralı gelmiştir. Bunların eskerisi hafif mecruh olup, arzu edenlere memleketlerine gitmek için etibbanın müsadesiyle mezuniyet verilmiştir. Aynı sefine ile bir hayli muhacirin de gelmiştir. Muhacirlerden halü vakti iyi olanlar otellere yer leştirilmişlerdir. Fakir olanlar hükümet tarafından meskün olacaklardır”: Yeni asır; 11 Eylül 1922; “Gece Izmir’den Pire’ye 3.000 muhacir daha gelmiştir”: Yeni Asır, aynı sayı; Tür kiye4den Yunanistan’a mübadeleyi beklemeden kaçan Rum lahn sayısını kesin olarak be lirlemenin olanağı olmamakla birlikte, 1.000 000’dan fazla olduğu sanılmaktadır. Omer Lütfi Barkan ‘a göre, mübadele edilenlerler birlikte, 1923-1926 yılları arasında, 1.221.849 Rum Yu nanistan’a gitmiştır. 0, Anadolu’dan Yunan ordusuyla kaçan Rum göçmenlerinin sayısını, 150.000 olarak vermekte ve bölgesel olarak kimi oranlar da belirtmektedir ki; hiç bir kaynak göstermeden verdiği bu sayıya, diğer bazı kaynaklardan edinilen bilgiler inanmayı pek ola naklı kılmıyor; bkz. Ömer Lütfi Barkan; “Harp Sonu Tarımsal Reform HareketIeri’ Türkiye’de Toprak Meselesi, Toplu Eserl 1, Istanbul, 1980, s. 58; bir başka araştırıcı, sayı vermenin zorluklarına değinmekte ve toplam olarak 1.200.000 Grek asıllı Ortodoks Hristiyana karşılık, 400.000 Türk kökenli Müslümanın değiştirildiğini belirtmektedir: Jacques Vernant, The Refugee in The Post-War World, New Haven, Yale Universıty Press, 1953, s. 239.
[45] Tanin, 28 Teşrinievvel 1922.
[46] Düstur, Üçüncü Tertip, V, s. 646.
[47] Hakimiyet-i Milliye, 17 Eylül 1923: şu araştırmaya bkz. SaçlI Akgün; “Birkaç Amerikan Kaynağından Türk-Yunan Mübadelesi Sorunu’ Üçüncü Askeri Tarih s. 241-257.
[48]Tanin; 20 Teşrinievvel 1922.
[49] Tanin; 23 Teşrinievvel 1922.
[50] Tanın; 22 Teşriniewel 1922; yine bkz. Tevfik Bıyıklıoğ!u; Trakya’da Milli Mücadele, 1, Ankara, TTK Yayf nı, 1987, s. 456-463.
[51] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre Il, Içtima 1, c. ili, Ankara, t.y., s. 204; yine bkz. Arı; a. g. e., s.
[52] Çağlar Keyder; Dünya Ekonomisi içinde Türkiye (1923-1929), Ankara, Yurt Yayını, 1982, s.39.
[53] Keyder; a. g. e. , s. 38.
[54] Vernant; a. g. e. , s. 238.
[55] “Cihan Tütünleri, Tütün ve Tütüncülük” Ayın Tarihi, V/ 21 ( Kanunuevvel 1341), s.815.
[56] “Cihan Tütünleri, Tütün ve Tütüncülük” Ayın Tarihi, V/ 21 ( Kanunuevvel 1341), s.815.
[57] Ayrıntı için bkz. Arı; a. g. e., 5. 198.
KAYNAK VE DEVAMI: http://www.lozanmubadilleri.org.tr/arastirma_kemalari14.htm
DENİZLİ-HONAZ’A YAPILAN MÜBADELE GÖÇÜ
ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar), s.s. 47–66
DENİZLİ-HONAZ’A YAPILAN MÜBADELE GÖÇÜ
DENİZLİ-HONAZ’A YAPILAN MÜBADELE GÖÇÜ
Ercan HAYTOĞLU*
Özet
Yunanistan’ın Manastır Vilayeti, Grebene Kazası, Vraşno ve Kastro köylerinde yaşayan insanlar, Lozan Konferansında alınan kararlar doğrultusunda mübadil olmuşlar ve zorunlu göçün bir parçası haline gelmişlerdir. Zorlu bir göçün ardından İzmir’e getirilen Grebene mübadillerinin, Malatya’da iskân edilmeleri planlanmış iken, son anda gerçekleşen bir değişiklik ile Denizli ve Honaz’da iskânlarına karar verilmiştir. Denizli’ye mübadele dönemi olarak ele aldığımız 1924–1930 yılları arasında gelen 529 haneden 82 hanenin Honaz’da yerleştirilmesi planlanmış ise de 70 hane Honaz’da iskân olunmuştur. Honaz’a geldikten sonra karşılaştıkları birçok sorunu zaman içerisinde aşmış olan mübadiller, Honaz’ın heterojen yapısının homojenleşmesine etki yapmıştır.
Anahtar Kelimeler: Mübadil, Honaz, Grebene, Vraşno, Kastro.
THE EXCHANGE IMMIGRATION TO DENIZLI-HONAZ
Abstract
The people who had in the villages of Vraşno and Kastro, Grebene district, Manastır city became emigrant and a part of necessary migration in accordance with decissions taken in Lozan Conferance. After the though migration Grebene emigrants to the İzmir, they were decided first to be accomodated in Malatya. However they were decided to be accomodated to Denizli and Honaz with some changes on the decisions. While planned that 82 of 529 hauseholds would be placed to Honaz between 1924–30, only 70 hauseholds had been dwelt to there. After solving mach of the problems encountered after coming to Honaz, emigrants affected to the homogenization of the heterogenic situation of Honaz.
Key words: Emigrant, Honaz, Grebene, Vraşno, Kastro.
Giriş
Balkanlardan göç uzun yıllar sürmekle birlikte Balkan Savaşları döneminde farklı bir boyut kazanmıştır. Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki varlığı Balkan Savaşları ile oldukça sınırlanmış ve Balkanlarda kurulan yeni devletler etnik homojeniteyi oluşturmak, nüfuslarını artırmak amacıyla azınlıkları göçe zorlamışlardır. Balkan
* Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü.
47
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
ülkelerinin her birinde oluşan bu beklenti nüfus mübadelesi anlaşmalarını gündeme getirmiştir1.
I.Dünya Savaşı öncesi 1913’te Bulgaristan ile yapılan anlaşma, Yunanistan’a da teklif edilmiş ve Yunanistan ile mübadele anlaşması yapılmıştır. I.Dünya Savaşı’nın başlaması ile anlaşma onaylanmamış ve uygulamasına geçilememiştir2.
I.Dünya Savaşı’nın yarattığı sıkıntılar daha bitmeden Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da Batı Anadolu bölgesinin işgaline başlaması üç yıl devam eden bir savaşı beraberinde getirmişti. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının ardından çok sayıda Rum Batı Anadolu Bölgesi ile İstanbul’dan Yunanistan’a göç etmiştir3.
Yunanistan, o günkü nüfusunun dörtte birine ulaşan bir milyona aşkın göçmeni iskân etmekte zorlanmış, bu nedenle Lozan Barış Konferansı’nda gündeme gelen zorunlu mübadele yaklaşımını ilgiyle karşılamıştır4. Lozan Barış Konferansı’nda 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında “Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol” imzalanmıştır5. Bu sözleşme ve protokol Milli Mücadele sonunda Anadolu’yu terk eden 1,5 milyon Rum’un yerine 500.000 civarında Makedonyalı Türkün Anadolu’ya göçünü getirmiştir6.
Yunan ordusu savaşı kaybetmenin ve geri çekilişin psikolojisi ile geçtiği yerleri yakıp yıkarken, Anadolu Rumları’da Türk halkının misilleme yapabileceği endişesiyle yaşadıkları yerleri hızla terk etmeye başlamışlardır7. Denizli’ye bağlı o dönemde nahiye olan Honaz, Milli Mücadele döneminde fiilen işgal görmese de Rumların terk ettikleri bir yerleşim yeri olmuştur8.
1 Fuat Dündar, İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskân Politikası (1913–1918), İletişim Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2002, s.66.
2 Bayram Akça, “Lozan Barış Antlaşması’ndan Sonra Balkan Ülkelerinden Muğla Vilayetine Gelen Muhacirler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XVII, S. 51, Kasım 2001, s.785; Hikmet Öksüz, “Türk-Rum Nüfus Mübadelesi’nin Sebep ve Bazı İstisnaları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XVI, S. 48, Kasım 2000, s.754. Dündar, a.g.e., s.67. Baskın Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları:2, Ankara, 1986, s.46,
3 Akça, a.g.m., s.785.
4 Oran, a.g.e., s.46. Sadece Türkiye’den değil, Bulgaristan ve Rus İhtilali üzerine Rusya’dan göç alan Yunanistan sıkıntı içerisine girmiştir. Nedim İpek, Mübadele ve Samsun, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2000, s.27.
5 İsmail Soysal, Tarihçeleri ve Açıklamaları ile Birlikte Türkiye’nin Siyasi Andlaşmaları (1920–1945), C.1, Türk Tarih Kurumu yayını, Ankara, 1983, s.176-183, Seha L. Meray (Çev.), Lozan Barış Konferansı Tutanaklar-Belgeler, , C.1, Kitap. 2, Yapı Kredi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, (Basım Tarihi yok), s.17-22.
6 Kemal Arı, “Mübadele Göçmenlerini Türkiye’ye Taşıma Sorunu ve İzmir Göçmenleri (1923–1924)” , Çağdaş Türkiye Araştırmaları Dergisi, C.I, Sayı 1, Yıl:1991, İzmir, s.14-15. Göç ettirilen mübadillerin konusunda kaynaklarda farklı sayılar verilmektedir.
7 Ayhan Aktar, “Nüfusun Homojenleştirilmesi ve Ekonominin Türkleştirilmesi Sürecinde Bir Aşama: Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi, 1923–1924”, Hazırlayan Renee Hırschon, Ege’yi Geçerken 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi, (Çev: Müfide Pekin-Ertuğ Altınay), Bilgi Üniversitesi Yayınları:95, İstanbul, 2005, s.131. 1922’de Batı Anadolu’nun birçok yerinden Rumlar göç etmişlerdi. Mübadillerin gelişi ise 1924 yılında mümkün olabilmiştir.
8 Honaz nahiyesi 1987’den itibaren ilçe olmuştur.
48
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Mübadele Hazırlıkları Ve Uygulaması
1 Mayıs 1923’ten itibaren Türkiye’de kalan İstanbul dışındaki Rum-Ortodoks Türk uyrukları ile Batı Trakya dışındaki Yunanistan topraklarında yerleşik bulunan Müslüman Yunan uyruklarının değişimi kararlaştırılmıştır9. Hükûmet, 17 Temmuz 1923 tarihinde yayınladığı kararnâme ekinde Türkiye’ye; Dırama, Kavala, Serez, Kozana, Grebene, Nasliç, Kesriye, Kayalar, Karaferye, Vodine, Katerin, Alasonya, Langaza, Demirhisar, Gevgilin, Yenice Vardar, Karacaabat, Zeytüncü, Selanik ve Ksendire gibi yerlerden mübadillerin gelmesi ve Samsun, Adana, Malatya, Amasya, Tokat, Sivas, Manisa, İzmir, Denizli, Çatalca, Tekirdağ, Karaman, Niğde, Antalya, Silifke, Ayvalık, Edremit ve Mersin havalisine yerleştirilmelerine yer vermiştir10.
Mübadelenin başlatılabilmesi için Sözleşmenin imzalanması ancak 25 Ağustos 1923’de gerçekleşmiştir11. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti sözleşmenin 11.maddesi gereğince mübadele işlemlerinin yürütülmesi için bir komisyon kurulması kararına uygun olarak TBMM’nin 28 Ağustos 1923 günü oturumunda “muhtelit komisyon” adında bir komisyon kurulması kararını almıştır12. 13 Ekim’de “Mübadele İmar ve İskân Vekâleti” kurulmuş ve 8 Kasım 1923’te 363’nolu “Mübadele, İmar ve İskân Kanunu” nu kabul edilmiştir13.
İmar İskân Vekâleti göçmen yerleştirme yörelerini on bölgeye ayırmış, Denizli Dördüncü bölge içerisinde yer almıştır14.
Türkiye ve Yunanistan arasında mübadeleden kaynaklanan birçok sorunlar çıkmış ve yaşanan birçok gerginlikten sonra 10 Haziran 1930’da Ankara’da imzalanan antlaşmayla sorunların aşılması mümkün olabilmiştir15.
Mübadele İle Honaz’a Yapılan Göç
Denizli’ye 1912’den 1998’e kadar yurt içinden ve yurt dışından toplam 2092 hane göç etmiştir. Bu göçler ile Denizli’ye 313 hane Türkiye içinden, 1116 hane
9 Arı, a.g.e., s.1, Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, 3.Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1985, s.452. Belli, Karma Komisyonun 1 Mayıs 1923 tarihinde organizasyon yapılamayacağından, organizasyonun yapılabilmesi için mübadelenin başlangıç tarihinin 1 Mayıs 1924’e ertelendiğini belirtmektedir. Mihri Belli, Türkiye Yunanistan Nüfus Mübadelesi, Ekonomik Açıdan Bir Bakış, (Çev: Müfide Pekin), Belge Yayınları, İstanbul, 2004, s.30.
10 Ramazan Tosun, “Lozan ve Azınlıklar”, http://www.atam.selcuk.edu.tr/makaleler/ ATA%2010/rtosun10.htm. (Erişim Tarihi: 20 Temmuz 2006)
11 Öksüz, a.g.m., s.758.
12 Akça, a.g.m., s.786, Arı, a.g.m., s.23.
13 Arı, a.g.m., s.24. Vekalet, mübadele ile gelecek muhacirlerin iaşelerinin temini, iskan bölgelerinin belirlenmesi ve ülkenin harap yerlerinin imarı amacıyla kurulmuş ve başına İzmir Mebusu Mustafa Necati Bey getirilmiştir. Kemal Arı, Büyük Mübadele, Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923–1925), Tarih Vakfı Yurt yayınları, 3.Baskı, İstanbul, 2003, s.160. İmar ve İskân Vekâleti 11 Aralık 1924 tarihinde kabul edilen 529 Sayılı yasayla kaldırılmıştır. Bu vekâletin görevleri Dâhiliye Vekâletine bağlı İskân Müdüriyet-i Umumiyesi tarafından sürdürülmüştür.
14 İskân mıntıkaları ihtiyaç doğrultusunda birkaç kez değiştirilmiştir. Denizli ilk belirlenen 17 Temmuz 1923 tarihli İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi’nde 8 iskân mıntıkası içerisinde 5. bölgede, sonra 10’a çıkarılan iskân mıntıkasında (adı geçmese de) 4. mıntıka içerisinde yer almıştır. İpek, a.g.e., s.41-42.
15 Uçarol, a.g.e., s. 453, Soysal, a.g.e., s.391.
49
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Bulgaristan’dan, 561 hane Yunanistan’dan, 36 hane Yugoslavya’dan, 23 hane Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden, 27 hane Romanya’dan ve 16 hane Irak’tan gelmiştir16.
DENİZLİ'YE YURT İÇİNDEN VE YURT DIŞINDAN
YAPILAN GÖÇLER
27; 1%
23; 1%
16; 1%
36; 2%
313; 15%
561; 27%
1116; 53%
Bulgaristan
Irak
Türkiye
Yunansitan
Yugoslavya
SSCB
Romanya
Bulgaristan’dan Denizli’ye gelen göç hanelerinin ardından, dış göçler içerisinde Yunanistan’dan gelen göç haneleri sayıca önemli bir yere sahip bulunmaktadır. Yunanistan’dan Denizli’ye 1912 yılından 1956 yılına kadar farklı yıllarda göçler yaşanmıştır17.
Yunanistan’dan Denizli’ye mübadele dönemi olarak değerlendirilen 1924–1930 arasında 460 mübadil hanesi gelmiştir. Bu hanelerden 82 mübadil hanesi Honaz’a yerleştirilmiştir. Honaz’a yerleşen 12 hane kısa bir süre sonra buradan ayrılarak Denizli Merkeze bağlı Korucuk köyüne gitmiştir. Honaz’a 70 mübadil hanesi ile toplam 274 kişi yerleşmiştir 18. Denizli İskân Müdürlüğü’nün İmar ve İskân Dördüncü Mıntıka Umum Müdürlüğüne gönderdiği raporunda ise Honaz’da 70 hanede 284 nüfusun iskân edildiğine dair bilgi verilmektedir19.
16 Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü, Denizli Göçmen Döküm Cetveli. Bu cetvelde sadece 1 kişi önce Hindistan’dan Samsun’a ve oradan da Denizli’ye gelmiştir. Döküm cetvelinde toplam 2088 kişi yer almaktadır. Döküm cetveline göre 556 Yunanistan’dan gelen göçmen görünürken şu anda Bayındırlık İl Müdürlüğü arşivinde bulunan dosyaların tek tek incelenmesi ile sayı 564’e çıkmış, ancak 3 hanenin harikzede olduğu halde Yunanistan’dan gelen mübadiller arasında yer verildiği görülmüş ve bu üç hane çıkarıldıktan sonra toplam olarak 561 hane kalmıştır. Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü Arşivi, Klasör 1-23.
17 Bu bilgiler Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri ve Denizli Göçmen Döküm Cetveli’ne göre tespit edilmiştir.
18 Honaz’da yerleşmiş görünen İbrahim oğlu İsmail ve Abidin oğlu İsmail isimleri Döküm Cetveli’nde yer almakta, fakat Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defterinde yer almamaktadır.
19 Honaz’da yerleşenlerin Grebene kazası, Vraşno ve Kastro köyleri mübadilleri oldukları belirtilmektedir. BCA (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi) 272-11-19-91-18. Bayındırlık İl Müdürlüğü, Denizli Göçmen Döküm Cetveli’nde Honaz’da 71 hane 280 nüfus iskan edildiği görülmektedir. Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri’nde 70 hanenin kaydı bulunmaktadır. Yalçın, “…Mübadelede Vraşno ve Kastro köylerinden tam 65 hane Honaz Hisar Mahallesi’ne iskân edilmiş…” demektedir. Yalçın, a.g.e., s.263, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa 50
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Honaz’a Yunanistan’dan gelen mübadil hanelerinin 69’u Grebene kazasının Vraşno ve Kastro köylerinden, bir hanede Samakol’dan gelmiştir20. Denizli’nin diğer yerleşim yerleri yoğun bir göçe sahne olmamıştır. Honaz’dan göç eden Rumların yerine, mübadele ile Yunanistan’dan gelen göçmenlerin iskânı sağlanmıştır21.
Grebene’den Honaz’a Mübadillerin Yolculuğu
Yunan ordusunun geri çekilişi sürecinde Anadolu Rumları’da Yunan ordusu ile yaşadıkları yerleri terk ederek Yunanistan’a gitmeye başlamışlardır. Yunanistan beklemediği bir anda Anadolu’dan gelen önemli bir göç dalgası ile karşı karşıya kalmıştır. Yunan hükümeti, Yunanistan’a gelen bu göçmenlerin iskânı için en kolay yolu tercih etmiş ve Türk ailelerin bir kısmının evlerini boşalttırarak göç eden Rumları bu evlere yerleştirmiştir. Yunan hükümeti bu Rum göçmenleri üretime katmak için de, Türklere ait hayvanların ve arazilerin yarısına el koymuştur.
Honaz’a gelen mübadillerin yaşadığı Vraşno ve Kastro köyleri de Anadolu’dan gelen Rumların iskân edildiği köyler olmuştur. Kastro ve Vraşno köylerine gelen Rum göçmenlere iskân imkânı oluşturmak için köydeki Türk aileleri, Yunan görevlilerin belirlediği Türk evlerinde iki üç aile olarak bir araya getirilmişlerdir. Türkler birkaç aile bir evde sıkıntı içerisinde yaşamak durumunda kalırken, boşaltılan evlerine Rum göçmenler yerleştirilmiştir. Rum göçmenlerin geçimlerini sağlamak amacıyla Türklerin evlerinde bulunan ineklerin, öküzlerin, keçilerin, koyunların ve tarlaların yarısına el konulmuştur. Mübadele gerçekleşmeden Kastro ve Vraşno köylerinde Anadolu’dan gelen Rumlar ile bu köylerde yaşayan Türkler 5-6 ay kadar birlikte yaşamışlardır22.
Lozan Antlaşması ile Türkiye’deki Rumlar’ın Yunanistan’a, Yunanistan’daki Türklerin Türkiye’ye gelmesi kararının sonucu olarak; Batı Trakya dışında Yunanistan’da yaşayan Türkler, Türkiye’ye gelmeleri konusunda bilgilendirildikten sonra Türkiye’ye gelme hazırlıkları yapmaya başlamışlardır. Bir yandan taşınabilecek eşyalarını diğer taraftan Türkiye’de gerekli olacak mal beyannamelerini hazırlamışlardır. Kastro köylüleri, eşyalardan pahada ağır, yükte hafif olanları balyalar halinde bağlayıp hayvanlara yükledikten sonra ihtiyarlar ile çocukları yüklenen hayvanlara bindirmişler ve kendileri de yaya olarak yıllar boyu yaşadıkları topraklarını arkalarında bırakarak 1 Mart 1924 günü yola çıkmışlardır23.
Akan Vraşno’dan 39, Kastro’dan 37 hanenin Honaz’a yerleştirildiğini belirtmektedir. Akan bu konuda kendi hazırladığı listeyi esas almaktadır.
20 1924’de Samakol’dan bir hane olarak Honaz’a Abdullah oğlu Hüseyin’in 4 kişilik hanesi tarımsal iskânlı olarak yerleştirilmiştir.
21 Yalçın’ın kitabında “…Zaten Honaz’ın en bitek, en sulak yerleri hep onlarındı. Burada Türk olarak bi biz, bi de Büyük Alan’ın üst yakasında Nalbantlar vardı. Gerisi Değirmen Yolu’ndan tutuver, ta Kayaaltı’na; ordan Emirazizli Köyü yoluna; ordan dönüver taa Pınarbaşı yoluna kadar buralar hep Rumlarındı…” denilmektedir. Yalçın, a.g.e., s.166.
22 1919 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli)Yeşilpınar, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
23 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. 51
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Kastro mübadilleri hayvanları ile yaptıkları dört günlük bir yolculuktan sonra Karaferya’ya gelmişler ve burada birkaç gün çadırlarda kalmışlardır. Karaferya ile Selanik arasında demiryolu hattı bulunduğu için eşyalar vagonlara yüklenmiş ve mübadiller Selanik’e ulaşmak üzere yola çıkmışlardır. Mübadiller Selanik’e eşyaları ile aynı vagonlarda zorluklar içerisinde yaptıkları yolculuktan sonra ulaşmışlardır. Selanik’te eşyalar vapur iskelesine indirildikten sonra, vapurların gelmesi ve eşyaların yüklenmesine kadar geçecek sürede barınmaları için hazırlanan geçici barınma yerlerine götürülmüşlerdir. Mübadiller Selanik’te vapurun gelmesini iki haftaya yakın bir süre beklemişlerdir. Vapurun gelmesi ve eşyaların yüklenmesi ile mübadillerin vapurlara binmesine izin verilmiştir24.
Vraşno mübadilleri ise, Vraşno’dan ayrılmalarından sonra bir gece Grebene’de kalmışlardır. Grebene’den Veryan’a gelen mübadiller, burada on gün kaldıktan ve aşıları yapıldıktan sonra Selanik’e gitmişlerdir25. İki köyün ahalisi aynı vapur ile Selanik’ten İzmir’e doğru yola çıkarılmışlardır.
Vapurun hareketi ile Yunanistan’dan Türkiye’ye mübadillerin deniz yolculukları başlamıştır. Bu vapur yolculuğu sırasında da göçün dramı mübadilleri yalnız bırakmamıştır. Vapurda meydana gelen ölümlerin hastalıklara yol açabileceği endişesiyle vapurda jandarmalar tarafından sık sık ceset aramaları yapılmıştır26.
Mübadiller iki gün süren deniz yolculuğunun ardından İzmir’e gelmişler ve Tepecik’te mübadiller için yeni inşa edilen barakalara yerleştirilmişlerdir. Görevliler tarafından yatak yorgan ve yiyecek verilen mübadiller iki haftadan fazla bir süre İzmir’de kalmışlardır. Bu vapurla gelen on üç köyün insanları Batı Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıtılmışlar ve en sona Kastro ve Vraşno köylerinin mübadilleri kalmıştır.
Kastro ile Vraşno köyü ahalisinin İzmir’de barakalarda en sona bırakılmaları, göçün kat’i olarak programlanmadığını gösteren bir gelişmeye de işaret etmektedir. Vraşno köyünden olup daha önce eğitim için köyünden ayrılmış olan ve daha sonra paşalık rütbesine kadar ulaşmış Vraşnolı Süleyman Paşa’nın İzmir’de bulunması ve iskân komisyonunda görevli olması, özellikle Vraşno ve Kastro mübadilleri için önemli bir gelişmeye yol açmıştır. Süleyman Paşa ve oğlu Murat Bey, Kastro ve Vraşno köylülerinin planlamaya göre Malatya’da iskâna tabi tutulmaları yönündeki karara rağmen, programa müdahale ederek Malatya yerine Honaz’a yerleştirilmeleri için girişimde bulunmuşlar ve bunda da başarılı olmuşlardır. Süleyman Paşa’nın oğlu Murat
24 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
25 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
26 Mustafa Akan “Ne kadar yol aldığımızı bilmiyorum. Ben birkaç arkadaşımla birlikte güverteye çıkmıştım. Vapurun nasıl gittiğini seyrediyorduk. Bir ara vapurun personelinden gelen sesler yükseldi; -Vapurda cenaze var, meydana çıkarın, yoksa vapur batacak, hepimiz öleceğiz. İster istemez sesin geldiği yere yöneldik. Küçük bir çocuk ölmüştü. Çocuğun cesedini meydana çıkardılar ve personelden kişiler güverteden çocuğun cesedini denize attılar. O an, şu an gibi gözlerimin önünde.” demektedir. 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. Kamile Yeşilpınar’da vapurda ölenleri demirleyip denize attıklarını duydum ama gözümle görmedim, fakat jandarmaların arama yaptıklarını gördüm, büyüklerimin “Ölüleri saklamayalım.” diye arıyorlar, dediklerini hatırlıyorum demektedir. 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar. 52
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Bey’in daha önce Denizli Tavas’ta görev yapmış olması, Vraşno ve Kastro köylüleri için Honaz’ın arazi ve ikliminin uygun olduğunun düşünülmesi sonucuna yol açmıştır. Malatya’ya yerleştirilmeleri planlanan bu iki köy ahalisi bu nedenle İzmir’den iskân amacıyla Honaz’a gönderilmişlerdir27.
Honaz’a gitmek üzere İzmir’den trene bindirilen mübadiller Honaz’a en yakın istasyon olan Böceli istasyonuna gelmişlerdir. Eşyalar indirilinceye kadar hava kararmış ise de mübadiller bir an önce yerleşecekleri Honaz’a ulaşmak isteğiyle harekete geçmişlerdir. Geç vakit olduğu halde eşyaların başında birkaç kişi bıraktıktan sonra yayan olarak bir an önce Honaz’a ulaşmak için hareket etmişlerdir. Böceli’den yürüyüş mesafesi iki saat olmasına rağmen ancak gençler geceleyin Honaz’a gelebilmişlerdir. İhtiyarlar Koyunaliler köyüne kadar gelebilmiş ve köy camiinde geceyi geçirmişlerdir. Bir kısmı ise Honaz’a yaklaşmakla birlikte Honaz’a gelememiş ve geceyi bahar soğuğunda tarlaların kenarında geçirmek durumunda kalmışlardır28.
Honaz’a ikinci gün Koyunaliler köyü camiinde ve tarlalarda geceleyenlerde ulaşmışlar ve başlarını sokacak bir ev derdine düşmüşlerdir. 1 Mart 1924’te çıktıkları yolculuk Nisan başında tamamlanmış ve mübadiller 2 Nisan’da Honaz’a gelmişlerdir29.
Denizli’de iskâna tabi tutulacak göçmenler Denizli’ye gelmeye başladıktan sonra önemli problemlerden biri göçmenlerin yerleştirilecekleri evlerin yetersizliği olmuştur30. Mübadillerin iskânları Rumların terk ettikleri bugünkü Hisar mahallesinde var olan evler düşünülerek planlanmıştır. Ancak planlanan olmamış, mübadiller gelmeden çok önce yerli halk tarafından evlerin eşyaları alınarak, ahşap kısımları, kapı ve pencereleri sökülerek evler yağmalanmıştır31. Mübadiller, Honaz’a geldiklerinde başlarını sokacakları evler hayal ederlerken yerleşebilecekleri sağlam bir ev bile bulamamışlardır. Rumlardan kalan ve virane haldeki evlere bir devlet görevlisinin bilgisi ve yönlendirmesi olmadan girip yerleşmeye başlamışlardır. Mübadiller daha sonra kendilerine göre yerleştikleri bu harabe evlere resmen iskân olunmuşlardır. Honaz’da ilk başta bir kısım mübadil harap haldeki metruk haneler içerisinden oturulabilecek olan evlerde birden fazla aile olarak kalmak ve iskân edilmek durumunda kalmışlardır. Harap haldeki evlere yerleşmeye çalışan bu insanlar ilk başlarda birer ikişer oda tamir ederek evleriyle ilgilenmeye başlamışlardır. Herkes evleri tamir ederek yaşanılabilir bir hale getirmiştir. Mübadiller Vraşno ve Kastro köylerinde toprak damlı evde yaşamadıkları halde, Honaz’da birçoğu toprak damlı evlerde
27 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli)Yeşilpınar.
28 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan, Kamile Yeşilpınar, Honaz’a 60 hane olarak geldiklerini belirtmektedir. 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli)Yeşilpınar.
29 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli)Yeşilpınar.
30 Ayfer Özçelik, “Denizli’de Mübadillerin İskânı”, Kafalı Armağanı (Komisyon), Akçağ Yayınları, Ankara, 2002, s.404, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan; Honaz’a geldiklerinde Rumlardan kalan evlerin yerli halk tarafından yağmalanmış ve ağaç aksamlarının sökülmüş olduğunu, mecburen bu harap evlere girmek zorunda kaldıklarını belirtmektedir.
31 Honaz’daki evler, 1922–1924 arasındaki boşluk döneminde yağmadan kurtulamamıştır. Evlerin varsa kiremitleri, kapı ve pencere doğramaları yağmalanmış, yerli halk tarafından ya kendi evlerinde kullanılmış ya da piyasada satılmıştır.
53
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
yaşamak zorunda kalmışlardır. Honaz’da Rumlardan kalan evlerin çok azı kiremit çatılı olup çoğu toprak damlı olduğu için bu kaçınılmaz bir durum olmuştur32.
Mübadelenin savaşlar dizisinden çıkmış, nüfus, tarım ve sanayi sayımları yapılmamış, arazileri kadastro haritalarına henüz geçmemiş olan bir ülkede, arzu edilen şekilde iskân politikasına dönüştürülmesi mümkün olmamıştır. Her ne kadar planlama yapıldıysa da, birçok kararın ayaküstü alınması bir takım sıkıntıları da beraberinde getirmiştir33.
Türkiye’den göç eden Rumların sayısı Türkiye’ye göç eden mübadele göçmenlerinin iki katı idi. Rumların Türkiye’de ancak yüzde otuzunun tarımla uğraşmış olmasına karşılık mübadele göçmenlerinin yüzde doksanının tarımla uğraşıyor olması, Türkiye’de tarım alanında iskânı zorlaştıran unsurlardan biri oldu34. Honaz’a gelen mübadillerin hepsinin çiftçi olması bu bilgiyi destekleyen bir örnektir.
Mübadiller 1924 yılı baharında gelmelerine rağmen 1924 yılı mahsulü kendilerine verilmemiştir. Bu nedenle barınma sıkıntısı yanında beslenme sıkıntısı da daha başlangıçta kendisini göstermiştir. Kamile Yeşilpınar Honaz’daki ilk günün sabahında herkesin aç olduğunu, Belediye’den gelen görevlilerin iki kazan koydurarak pişirttikleri tarhana çorbası ve bulgur pilavı ile her haneye dağıttıkları ekmekler ile açlıklarını bastırdıklarını ifade etmektedir. Akan ise o günleri, “ Harabelere girdik, ama ne ekmek ne de yiyecek bir şey vardı. Çok muhtaç bir halde idik. Yokluk çekiyorduk. Hükümet 5-6 ay bize hazır ekmek verdi. Ekmeğin dağıtımında sıkıntı yaşamadık, ama ekmeğin kalitesi ile ilgili bir sıkıntı yaşandı. Yiyeceğimiz ekmekler Honaz’daki tek fırıncı Ekmekçi Sadık diye bilinen kişi tarafından yapılıyordu. Hükümet bu fırıncı ile anlaşmış. Denizli’deki un fabrikalarından un alınıp bu fırıncıya gönderiliyor, fırıncıda bütün muhacirlerin ekmek ihtiyaçlarını temin ediyordu. Herkes ihtiyacı kadar ekmeklerini fırından alıyor ve böylece ekmek ihtiyaçlarını temin etmiş oluyorlardı. Böyle devam ederken bir ara ekmekler bozuldu ve siyah çıkmaya başladı. Büyüklerimiz bu ekmekleri alıp Denizli valisine götürmüşler ve Vali bey’e;
—Vali bey bu ekmekler yenir mi? demişler.
Vali bey anlaşma yaptığı un fabrikası sahibi olan Külahçıoğlu’nı çağırmış ve ekmekleri göstererek;
—Seninle ne konuştuk, niye kötü un veriyorsun? Niçin böyle bozuk un gönderiyorsun? demiş.
Külahçıoğlu’da Vali bey’e;
—Ben yaptığımız anlaşmaya göre Honaz’a alfa yani birinci un gönderiyorum, demiş.
32 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan, 1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran.
33 Aktar, a.g.b., (adı geçen bölüm), s.140. Malatya’da iskanları planlanan Grebene mübadillerinin İzmir’den Honaz’a gönderilmeleri gibi.
34 Arı, a.g.e., s.130, Mehmet Ali Gökaçtı, Nüfus Mübadelesi, Kayıp Bir Kuşağın Hikayesi, İletişim Yayınları, 2.Baskı, İstanbul 2004, s.245. 54
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Tahkikat neticesinde unları fırıncı Sadık’ın değiştirdiği anlaşılmış. Bizden Vali beye şikâyete gidenler Vali bey’e;
—Bize öğünmemiş buğday verin, kendimiz değirmenlerde öğütür ve evlerimizde yapacağız küçük fırınlarda, eskiden köylerimizde yaptığımız gibi kendi ekmeğimizi kendimiz pişiririz, demişler. Bundan sonra bizimkiler buğday almaya başladılar. Böylece ekmek işimiz hallolmuş oldu.”35 sözleriyle anlatmaktadır. Mübadillerin Honaz’da karşılaştıkları sıkıntılardan dolayı gidebilecekleri daha iyi yer arayışına girmişler ise de bu mümkün olmamıştır36.
Beslenme sorununun alınan tedbirler ile çözüme ulaştırılmaya çalışıldığı dönemde, Honaz’da Rumların bıraktıkları arazilerin taksimi işlemine de başlanmıştı. Arazilerin taksiminde hükümetin “adiyen iskân” kararı mübadilleri rahatsız eden hususlardan biri olmuştur. Mübadiller hükümetin aldığı “adiyen iskân” kararı gereğince mal rejimine tabi tutulunca, özellikle Yunanistan’da durumu iyi olan mübadiller bundan memnun olmamışlardır. Akan bu durumu şöyle değerlendiriyor; “ Aslında bizler mübadele ile geldiğimiz için orada bıraktığımız arazi kadar vermeleri lazımdı. Fakat öyle yapmadılar. Hükümet “adiyen iskân” diye bir kanun çıkardı ve herkese bir şekilde mal verdiler. Her hane reisine on dönüm tarla, nüfus başına da beş dönüm tarla, her haneye dokuzar dönüm bahçe verdiler. Eski memleketinde çiftlik sahibi hiç malı olmayan aynı aldı. Babam eski memleketimizde çiftlik sahibi idi. Orada malımıza mukabil mal verseler idi, burada da çiftlik sahibi olurduk. Nedenini bilmiyorum ama muhacirlere verdikleri mallar yani araziler eksik çıktı. Dokuzar dönüm diye verdikleri bahçeler yedişer dönüm çıktı. Tarlalarda beşer altışar dönüm eksik çıktı. O zamanda verilen yerler ile ilgili dönümlerin küçük olduğu söyleniyordu. 1937 yılında kadastro geçince apacık ortaya çıktı.”37 Mübadillerin Denizli’ye gelmelerinden itibaren iskân işlerinden dolayı şikâyetlerinin arkası kesilmemiştir38.
Honaz’a gelen mübadillerin Rumlara ait hanelere iskân edildikleri, tamamının da iskân şeklinin tarımsal iskân olduğu ve kendilerine tarla ve bahçe verildiği görülmektedir39.
35 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
36 Honaz’a gelmelerinden kısa bir süre sonra “Biz Honaz’da yapamayız. Dil bilen biri gitsin, bize uygun yerleşecek yer bulsun.” şeklinde istekler olmuş ve Muallim İsmail Efendi bu amaçla yeni yer araştırması yapmıştır. Muallim İsmail Efendi kısa bir süre sonra mübadillere yerleşebilecekleri en uygun yerin Honaz olduğunu söyleyerek bu yöndeki beklentilere son vermiştir. 1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran.
37 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. Kamile Yeşilpınar, “Ona az, buna çok verildi.” diye o dönemde münakaşalar olduğunu ve bir süre dedikoduların eksik olmadığını söylemiştir. 1919 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar.
38 Özçelik, a.g.m., s.403-404.
39 Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri. Bkz. EK 1. 55
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Hane Verilenler
1/3
Hane Verilenler
Hane Verilmeyen
Arsa
Tarla
(Dönüm)
Bahçe
(Dönüm)
Değirmen
Bağ
(Dönüm)
57
10
3
3
2091
493
2
6
Honaz’a gelen mübadil hanelerden ikisine değirmen verilmiş olup, bir Rum’a ait olan Kemer değirmeni Hayrullah Oğ. Akif (Kulaksız)’a, Beş Değirmen diye bilinen diğer değirmen Bilö Numan oğlu İsmail’e verilmiştir40.
Denizli Muhacirleri Esas Kayıt Defteri’nden dağıtımı yapılan arazilere (bahçe-tarla) bakıldığında, Honaz’da ikamet eden Rumların birçok arazinin geçmişteki sahibi bulundukları görülmektedir.
Rumlardan kalan evlerin büyük çoğunluğu toprak damlı olup altı tanesi kiremit çatılı idi41. Evlerin tamamı iki katlı olup, alt katları depo, mahzen, ahır olarak kullanılıyordu. Evler taş, toprak ve ahşaptan inşa edilmişlerdi. Evler sosyal etkinlikler için büyük oda veya salonlara sahip değildi. Mübadiller, evlerin eski ve odalarının küçük olması ve artan nüfusu barındıramaması nedeniyle zamanla bu evleri terk ederek yeni yaptırdıkları evlerine yerleşmişlerdir.
Mübadillerin Denizli’de karşılaştıkları önemli sorunların başında iskânda yapılan kayırmalar, dil meselesi42 ve ekmek temininde yaşanan sıkıntılar gelmiştir43. İskânda yapılan kayırmaların yarattığı rahatsızlık bir yana, bıraktıkları malların Türkiye’de karşılığını alabilmek için ailelerinin bulunduğu mal beyanının dikkate alınmaması, verilen arazilerin dönümlerinin kayıtlarda yer aldığı gibi olmayıp eksik verilmesi üzücü olmuştur44. Göçmenler için ekmek temininde ve ekmeklerin dağıtımında da büyük sıkıntılar yaşanmıştır45. Denizli’de ekmek ihtiyaçlarının tam ve zamanında karşılanamaması önemli bir sorun olmuştur. Ekmek dağıtımının zamanında karşılanamaması nedeniyle bir kısım mübadillerin aç kaldıkları görülmüştür. Bunun nedeni olarak müteahhidin hükümetten talep ettiği ekmek bedelini muntazam olarak alamayışı gösterilmiştir46.
Yolculuk sırasında TBMM Tutanaklarına göre 269 kişi, karaya çıkar çıkmaz ölenlerin sayısı 9 kişi, çadır ve barakalarda da 870 kişi, iskân edilmelerinin ardından
40 1916 Grebene kazası, Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. Bkz. Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri, s. 280 ve 289.
41 1936 Honaz doğumlu Hafız Mehmet Emin oğlu Necdet Karabenli.
42 Mübadiller Honaz’a geldiklerinde muallim İsmail Efendi, Tahir Efendi ve Hafız Mehmet Efendi dışında kimse Türkçe bilmemektedir. 1919 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
43 Özçelik, a.g.m., s.400. Yalçın, a.g.e., s.185-187 ve 197.
44 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
45 Ekmeklerin dağıtımının gece yarılarına kadar sürdüğü belirtilmektedir. BCA. 272-11-19-91-8.
46 Özçelik, a.g.m., s.400. 56
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
ölenlerin toplam sayısı 3819 kişidir47. Bugün hayatta olan mübadiller özellikle Türkiye’ye geldikten sonra Honaz’a yerleştikleri dönemde dikkat çekecek kadar çok ölüm olduğunu ve ölümlerin yaşlılar ve çocuklarda çok olduğu, iklim farklılığı ve sefaletten ölümlerin kaynaklandığı belirtilmektedir48.
İskân Kanunu’nun Birinci maddesine göre göçmenlerin yerleştirilmelerinin ardından yardıma ihtiyaç duyanların beslenmeleri ve ihtiyaçlarının giderilmesi gerekiyordu. Göçmenlerin hemen hemen tamamı yardıma muhtaç durumda olduğu için “Yardıma muhtaç” tanımlaması yapmak kolay olmamıştır. Göçmenlerin büyük çoğunluğunun tarım alanında çalışacakları için ekim yapmalarından hasata, hatta ürünün pazarlanmasına kadar beslenmeleri bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye, savaş sonrası ekonomik yetersizliğin her alanda kendisini gösterdiği bir sırada bu göç yükünü de üstlenmek zorunda kalmıştır49.
Mübadillerin yerleştirildikleri bölgenin Yunanistan’dayken ekip biçtikleri ürünleri yetiştirmeye elverişli olmaması ekonomik açıdan önemli sıkıntılar çekmelerine yol açmıştır50. İlk yıl Honaz’dan Korucuk, Nazilli ve Tire’ye gidenler olmuştur51. Özellikle Denizli Honaz’da iskân edilen mübadiller verilen toprakların yetersiz kalması nedeniyle İzmir’e gidip Narlıdere, Seferhisar, Balçova, İnciraltı, Karabağlar’da tütün tarlaları ve sebze bahçelerinde çalışmak zorunda kalmışlardır. Herkes, İzmir’de yevmiye ile çalıştıkları işlerden elde ettikleri gelir ile uzun zaman geçinmeye çaba sarf etmişlerdir. Daha sonraları yavaş yavaş İzmir’de öğrendikleri bahçıvanlığı Honaz’a getirerek uygulamaya başlamışlar ve bu sayede Honaz ve çevresinde ekonomik durumlarını geliştirmeye ve kalkınmaya başlamışlardır52.
Yerli halk mübadillere kötü davranmamış ve aralarında bir asayiş problemi yaşanmamış ise de mübadillere ilk geldikleri dönemlerde aşağılayıcı bazı sözler söyledikleri bilinmektedir53. Honaz’ın yerlileri ile mübadiller yaklaşık kırk yıl kız alıp kız vermemişlerdir. Daha sonra mübadiller bir süre kız almışlar ama kız vermemişlerdir.54. Ancak zamanla bu durum değişmiş ve karşılıklı kız alıp kız vermey
47 Arı, a.g.e., s.93. 48 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar, 1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan; “1924’te biz geldiğimizde havaya uyum sağlayamayan, fukaralığa ve göçün yorgunluğuna dayanamayarak çok ölen oldu. Sayıyı hatırlamıyoru
ailemizden babamın ann
49 Arı, a.g.e., s.128-129.
50 Gökaçtı, a.g.e., s.199. 51 Akan; “Harun ağa diye biri vardı. Harun ağanın bir oğlu valilik yapmıştı. Onun oğlu daha önce gelmiş ve yerleşmişti. Oğlu, Harun ağa ve ailesini alıp Tire’ye götürdü. Buradan Korucuk’a da gi
demektedir. 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Musta
52 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan. 53 Bizim için “Bitli macurlar”, “Macurlar insan yiyor” gibi sözler söylemişler. 1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran, Mustafa Akan doğrudan duymamakla birlikte geldiklerinde dil bilmedikleri için “Cavurlar (Gâvur) gitti, cav
köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
54 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan. 55 Uzun yıllar kız alıp kız vermemenin ardında gelenekler önemli rol oynamıştır. Mübadil erkekler tarlada 57
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Mübadil göçmenlerin gelmesiyle birlikte, Honaz’ın kültürel yapısı çok büyük ölçüde etkilenmemiş ise de, az da olsa farklı ibadethanelerin bulunduğu eski heterojen yapısının homojen bir kültür yapısına dönüşmesinde etkili olmuştur.
Mübadiller Honaz’da bazı gelişmeler yaşanmasında etkili de olmuşlardır. 1924’te mübadiller Honaz’a geldiklerinde kıyafet olarak Honaz’ın yerlileri şalvar giyip kuşak kuşanırken, mübadillerin ceket pantolon giyiyor olmaları önemlidir56. Honaz’a ilk defa İzmir’den öğrendikleri bahçıvanlığı getirmeleri, evlerin badanalanması yönünde örnek olmaları, taşımacılıkta zorluklara neden olduğu için kelter yerine kasa kullanmaları, yufka yerine evlerinde bulunan fırınlarda ekmek yapmaları Honaz’a yaptıkları katkılardır. Mübadillerin Honaz’da nakliyecilik açısından da katkıları olmuştur57.
Mübadil-Muhacirlerin Günümüzdeki Durumu
Denizli’nin on altı kilometre doğusunda bulunan Honaz kazasında günümüzde beş mahalle bulunmaktadır. Bu mahalleler Yeni, Hisar, Haydar, Cumhuriyet ve Hürriyet mahalleleridir58. Mübadil-muhacirlerin yaşadığı mahalle “Hisar mahallesi”dir. Mübadiller Honaz’a geldiklerinde mahallenin adı “İstiklal mahallesi” iken, Kastro köyünde yaşayanların gelir gelmez talepleri ile mahallenin adı “Hisar” olarak değiştirilmiştir59. Hisar mahallesinde 1924’den itibaren günümüze kadar sırasıyla Mustafa Yeşilkaya, Mevlüddin İncekara, Mustafa Akan, Necdet Karabenli, Tahsin Özkan ve Hasan Akan mahalle muhtarlığı yapmışla
1980 nüfus sayımına göre Honaz’ın nüfusu 5714, 1990 nüfus sayımına göre 6333, 1997 nüfus sayımına göre 7204, 2000 nüfus sayımına göre 7442’dir. Hisar mahallesinde ise iki yüz elli hanede 680 kişi yaşamaktadır61.
Hisar mahallesinde bir cami olup Hisar Camii kiliseden 1945–1948 tarihleri arasında camiye dönüştürülmüştür62. Hisar mahallesinde kahvehane bulunmaz iken mübadillere ait üç bakkal dükkânı ve Honaz çarşısında on bir işyeri bulunmaktadır63.
çalışır iken mübadil kadınlar ve kızlar evde kalıp ev işleri, çocuk bakımı ve dokuma ile ilgilenmişlerdir. Honaz’ın yerli erkeklerinin tarlalarda çalışmamaları ve kadınlarına kızlarına sert d
vermemede etkili olmuştur. 1947 Honaz doğumlu Adil kızı Rabia (Tuskan) A
56 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
57 Mustafa Akan; “Hatta bir Cuma günü Müftü Ali Efendi diye bir Honaz Müftüsü; —Gidin de macurlardan bahçıvanlığı öğrenin, onların çapaları dahi sizinkilerden değişik. Gidin de öğrenin” de
Akan. 58 1936 Honaz doğumlu Mehmet Emin oğlu Necdet Karabenli. Ho
Haydar olmak üzere sadece üç mahalle bulunduğunu belirtmektedir.
59 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. 60 1960 Askeri müdahalesi ile mevcut muhtarların görevlerine son verilmiş ve bu dönemde soyadı hatırlanamayan öğretmen Osman Bey bir buçuk yıl muhtarlık yapmıştır. 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan, 1936 Honaz do
1945 Honaz doğumlu Mustafa oğlu Hasan Akan (Mu
61 1945 Honaz doğumlu Mustafa oğlu Hasan Akan.
62 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeri
58
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Mübadil-muhacirlerin hiçbiri geldikleri dönemde yerleştikleri ve iskân edildikleri evlerde yaşantılarını sürdürmemektedirler. Mübadil-muhacirlerin çoğu eski evlerini yıktırarak aynı yerinde veya yer varsa eski evlerini metruk bir halde bırakarak yan tarafında yaptıkları genelde iki katlı evlerde yaşamlarını sürdürmektedirler.
Mübadiller ve onların çocuklarının birçoğu memleketleri olarak gördükleri göç ettikleri topraklara büyük bir özlem içerisinde bulunmaktadırlar64. Göç ederek geldikleri ve bugün yaşadıkları topraklarda karşılaştıkları güçlükler nedeniyle, bir kısmı adeta “Göç etmeseydik daha iyi olurdu.” diye iç geçirmektedirler. Hatta, sonraki yıllarda bu sıkıntılardan kaynaklanan psikolojik durum, “Biz oralarda ne malları, ne mülkleri bırakıp ta geldik.” cümleleriyle başlayan bir duygusallığa kendini kolayca bırakabilmektedir65.
Sonuç
En yoğun mübadele göçmeni yerleştirilen bölge Ege Bölgesi olmakla birlikte, Denizli bölge içinde yer alan İzmir, Manisa, Balıkesir kadar yoğun bir göçe sahne olmamıştır. Denizli ilinde Denizli merkezi ve Honaz en fazla mübadilin iskan edildiği yerleşim yeri olmuştur. Honaz’a Grebene kazasının Vraşno ve Kastro köylerinden 81, Samakol’dan bir mübadil hanesi gelmiştir. Vraşno ve Kastro köylerinden gelen 12 hane Honaz’a geldikten kısa bir süre sonra Korucuk’a giderek oraya yerleşmişlerdir.
Türkiye genelinde mübadillerin yaşadığı sorunlar Honaz’da da yaşanmış, karşılaştıkları en önemli sorunları sağlam hanelere iskân edilmemeleri, adi iskâna tabi tutulmaları, dil bilmemeleri, iklim farklılığı, kalitesiz ekmek ve geçim sıkıntısı olmuştur. Bu nedenler ile mübadele döneminde yakınmalar ve şikâyetlerin arkası kesilmemiş, ama zaman içerisinde devletin aldığı tedbirler, mübadillerin çözüm konusundaki olumlu yaklaşımları ve yaşadıkları yere alışmaya başlamaları ile giderek azalmıştır.
64 Mübadele dönemini çocuk olarak yaşayanlardan bugün 8 kadın 3 erkek hayattadır. Bunlar; Kamile Yeşilpınar, Zeynep Davran, Huriye Akman, Sabiha Yavuz, Naile Kumlu, Fatma Karabenli, Makbule Güngör, Saliha Davran Mustafa Akan, Hasan Akman ve Tahsin Özkan’dır.
65 Mübadil-muhacirler Yunanistan’da kalmış olsalardı, oradaki haklarının bugün ne halde olabileceği konusunda olumlu ya da olumsuz hiçbir şey düşünmeden, duygusal olarak terk etmek durumunda kaldıkları topraklara büyük özlem duymaktadırlar. 59
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
EK–1
H
Sıra
Mübadilin
i Sayısı
skân Şekli
Tarla (Dönüm)
Bahçe (Dönüm)
ğirmen
1
İsmail oğlu MehmEmin
8
Tarımsal
1
58
2
-
-
-
2
Veli oğlu Nusret
5
Tarımsal
1
30
9
-
-
-
3
Necip oğlu Şuayip
5
Tarımsal
1
36
9
-
-
-
4 Hüseyin oğlu Hasa
3
Tarımsal
2
27
9
-
-
-
5
Bilö Numan oğlu Ahmet
8
Tarımsal
1
183
9
-
1
-
6
Yusuf oğlu Adem
5
Tarımsal
1
18
-
-
-
3
Bilö Mehmet oğluHasan ve biraderle Bekir oğlu B
kızı Emine (Güncan)
9
İbrahim oğlu Müslüm (Aşağıçay)
5
Tarımsal
1/3
6
9
-
-
-
10
Hayrullah oğlu Akif (Kulaksız)
5
Tarımsal
/3
30
9
1
-
-
11
İbrahim oğlu Rami(Gencer)
3
Tarımsal
1
25
9
-
-
-
Bilö Numan oğlu İsmail Hakkı Bilö Abdurrahm
oğlu Zekeriya (Akhan)
14
Hasan oğlu TahsinGüngör (Kula oğlu
5
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
15
Necip oğlu Sadık (Yener)
4
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
16
Çenko Hüseyiİbrahim Aslan n
6
Tarımsal
1
25
3
-
-
-
60
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
17
Murtaza oğluMuharrem
3
Tarımsal
1
25
8
-
-
-
18
Hasan oğlu Abdullah
2
Tarımsal
-
25
8
-
-
- Hakkı oğlu Z
Türkoğlu (Hacı Bendu oğlu)
20 (Çana
Hasan) Lütfi-Raşit Kılır
3
Tarımsal
1
10
3
-
-
-
21
M.Ali oğlu Abbas (Barut)
3
Tarımsal
/3
30
4
-
-
-
22
Hasan oğlu Tah(Yavuz)
4
Tarımsal
1
31
9
-
-
-
23
Hayrettin oğlu Rüstem
3
Tarımsal
1
25
9
-
-
-
24
Süleyman oğlu Ali (Kumlu
6
Tarımsal
1
33
9
-
-
-
25
Bilö oğlu Mustafa (Can)
3
Tarımsal
1
34
8
-
-
-
26 Hüseyin oğlu İlya
Necmiye Zeren (Karısı Ra
2
Tarımsal
/3
21
9
-
-
-
27
İdris oğlu Hüseyin
(Cenkor)
2
Tarımsal
1
15
3
-
-
-
28
Celal oğlu Osman
7
Tarımsal
1
50
9
-
-
- 29 Abidin 2 Tarımsal1 25 9 - - -
30
İsmail oğlu İbrah
(Ünal)
4
Tarımsal
/3
30
9
-
-
-
31 Veli oğlu H
5
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
32
İlyas oğlu Mevlittin
(İncekara)
5
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
33
İbrahim oğlu Galip
3
Tarımsal
1
22
8
-
-
- 34 Abidin o5 Tarımsal1 13 4 - - -
35
Murat oğlu Osman(Saban)
6
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
36
Ragıp oğlu Vehip (Sevim)
4
Tarımsal
1
22
9
-
-
-
37
Ragıp oğlu Nazif (Varol)
1
Tarımsal
1
1
-
-
-
-
38
Hasan oğlu Abba
(Çeçu)
5
Tarımsal
1
33
9
-
-
-
39 Veli oğlu Fehim
1
Tarımsal
1
25
10
-
-
-
40
Hüseyin oğlu
3
Tarımsal
/3
10
3
-
-
-
61
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Murtaza (Avcı) Şükrü o
kardeşi Murat(Aras) Osman
Mustafa oğlu Hasan (Tur)
43 Hüseyin oğlu
Türkoğlu (Hacı Bendi oğlu)
3
Tarımsal
1
30
8
-
-
-
44
Süleyman oğlu Rasim (Fişne
2
Tarımsal
1
26
4
-
-
-
45
Hafız Süleyman oğlu Ahmet
6
Tarımsal
1
46
-
-
1
-
46
Kara İbrahim oğlu Akif (Karayo
1
Tarımsal
/3
20
-
-
-
-
47
Conga Osman oğluRıza Zeytin
3
Şehirsel
1
25
9
-
-
-
48
Abidin oğlu Sa(Devran)
4
Tarımsal
1
32
9
-
-
-
49
Hüseyin oğlu Süleyman (Çi
3
Tarımsal
1
28
-
-
-
-
50
Veli oğlu Recep Esat (Er)
4
Tarımsal
-
25
9
-
-
-
51 (Hutbi
Sabri ve İdris (üoğlu)
3
Tarımsal
1
23
9
-
-
-
52
Hafız Ali oğlu Mustafa (Yeşilka
6
Tarımsal
1
26
9
-
1
-
53
Hüseyin oğlu Ahmet (
2
Tarımsal
1
20
8
-
-
-
54
İbrahim oğlu Ali (Batur)
6
Tarımsal
/3
26
9
-
-
-
55
İbrahim oğlu Sabri (Güzel)
5
Tarımsal
1
35
8
-
-
-
56
Ahmet oğlu Nafiz (Anayurt)
4
Tarımsal
1
53
8
-
-
-
57
Tahsin oğlu Hasan (Özkan)
4
Tarımsal
1
31
7
-
-
-
58
Haşim oğlu Osman
(Tufan)
3
Tarımsal
/3
25
9
-
-
-
59 Hasan o
4
Tarımsal
1
16
9
-
-
-
60
Necip oğlu Necip (Kara)
3
Tarımsal
2
25
9
-
-
-
62
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
61
Nafız oğlu İbrahiİyibar (B
5
Tarımsal
1
41
6
-
-
-
62
Halil oğlu Kadr(Yeşil)
4
Tarımsal
1
30
9
-
-
-
63 İbrahim karısı
Nuriye ve kızı Zühre (Mol
2
Tarımsal
1
20
9
-
-
-
64
Musa oğlu Mu(Erdoğan)
2
Tarımsal
1
23
9
-
-
-
65
İbrahim oğlu Feyzullah
2
Tarımsal
1
9
-
-
-
-
66
Halil oğlu Ali Zot (Canbakış)
5
Tarımsal
1
25
8
-
-
-
67 Pororu H
İbrahim oğlu Hasan (Uluçay)
5
Tarımsal
1
36
9
-
-
-
68
Bekir oğlu Hüse(Adıyeke)
3
Tarımsal
1
30
9
-
-
-
69
Hayrullah oğlu İbrahim (
5
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
Abdullah oğ
4
ım
1
-
-
-
-
-
63
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
K
I. Arşivler
BCA (Başbakanlık Cum
BCA. 272-11-19-91-8.
II. Yazılı Kaynaklar Bayram, “Lozan Barış Antlaşması’ndan Sonra Balkan Ülkelerinden Muğla Vilayetine Gelen
51, Kasım 2001. , Ayhan, “Nüfusun Homojenleştirilmesi ve Ekonominin Türkleştirilmesi Sürecinde Bir Aşama: Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi, 1923–1924”, Hazırlayan Renee Hırschon, Ege’yi Geçerken 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi, (Çev: Müfide
Yayınları:95, İstanbul, 2005. emal, “Mübadele Göçmenlerini Türkiye’ye Taşıma Sorunu ve İzmir Göçmenleri (192
Yıl:1991, İzmir. emal, Büyük Mübadele, Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923–1925)
yayınları, 3.Baskı, İstanbul, 2003. Mihri, Türkiye Yunanistan Nüfus Mübadelesi, Ek
Müfide Pekin, Belge Yayınları, İstanbul, 2004.
Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü, Denizli Göçmen Döküm Cetveli.
Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri. AR, Fuat, İttihat ve Terakki’nin Müslüma
İletişim Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2002. ÇTI, Mehmet Ali, Nüfus Mübade
Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2004.
İPEK, Nedim, Mübadele ve Samsun, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 2000. Seha L. (Çev.), Lozan Barış Konferansı Tutanaklar-Belg
Kredi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, (Basım Tarihi yok). Baskın, Türk-Yunan İlişkile
64
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
65
ÖKSÜZ azı İstisnaları”,
ÖZÇEL illerin İskânı”, Kafalı Armağanı (Komisyon),
TOSUN
makaleler/ATA%2010/rtosun10.htm. (Erişim Tarihi: 20 Temmuz
SOYSA çeleri ve Açıklamaları
YALÇIN, Kemal, Emanet Çeyiz-Mübadele İnsanları, 8.Baskı, İstanbul, 2005.
1916 G ğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Musafa
1919 G mlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile
).
).
1947 Honaz doğumlu Adil kızı Rabia (Tuskan) Akan (26.07.2006 ve 14.08.2006).
Yayınları: 2, Ankara, 1986. , Hikmet, “Türk-Rum Nüfus Mübadelesi’nin Sebep ve B
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XVI, S. 48., Kasım 2000. İK, Ayfer, “Denizli’de Mübad
Akçağ Yayınları, Ankara, 2002. , Ramazan, “Lozan ve Azınlıklar”, http://www.atam.selcuk. edu.tr/
2006) L, İsmail, Türkiye’nin Siyasi Andlaşmaları (1920–1945) (Tarih
ile Birlikte), C.1, Türk Tarih Kurumu yayını, Ankara, 1983.
UÇAROL, Rifat, Siyasi Tarih, 3.Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1985.
III. Sözlü Kaynaklar rebene kazası Kastro köyü do
Akan ( Mülakat: 26.07.2006). rebene kazası Vraşno köyü doğu
(Karabenli)Yeşilpınar (26.07.2006).
1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran (26.07.2006
1936 Honaz doğumlu Hafız Mehmet Emin oğlu Necdet Karabenli (14.08.2006
1945 Honaz doğumlu Mustafa oğlu Hasan Akan (halen muhtar) (14.08.2006).
Anahtar Kelimeler: Mübadil, Honaz, Grebene, Vraşno, Kastro.
THE EXCHANGE IMMIGRATION TO DENIZLI-HONAZ
Abstract
The people who had in the villages of Vraşno and Kastro, Grebene district, Manastır city became emigrant and a part of necessary migration in accordance with decissions taken in Lozan Conferance. After the though migration Grebene emigrants to the İzmir, they were decided first to be accomodated in Malatya. However they were decided to be accomodated to Denizli and Honaz with some changes on the decisions. While planned that 82 of 529 hauseholds would be placed to Honaz between 1924–30, only 70 hauseholds had been dwelt to there. After solving mach of the problems encountered after coming to Honaz, emigrants affected to the homogenization of the heterogenic situation of Honaz.
Key words: Emigrant, Honaz, Grebene, Vraşno, Kastro.
Giriş
Balkanlardan göç uzun yıllar sürmekle birlikte Balkan Savaşları döneminde farklı bir boyut kazanmıştır. Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki varlığı Balkan Savaşları ile oldukça sınırlanmış ve Balkanlarda kurulan yeni devletler etnik homojeniteyi oluşturmak, nüfuslarını artırmak amacıyla azınlıkları göçe zorlamışlardır. Balkan
* Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü.
47
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
ülkelerinin her birinde oluşan bu beklenti nüfus mübadelesi anlaşmalarını gündeme getirmiştir1.
I.Dünya Savaşı öncesi 1913’te Bulgaristan ile yapılan anlaşma, Yunanistan’a da teklif edilmiş ve Yunanistan ile mübadele anlaşması yapılmıştır. I.Dünya Savaşı’nın başlaması ile anlaşma onaylanmamış ve uygulamasına geçilememiştir2.
I.Dünya Savaşı’nın yarattığı sıkıntılar daha bitmeden Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da Batı Anadolu bölgesinin işgaline başlaması üç yıl devam eden bir savaşı beraberinde getirmişti. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının ardından çok sayıda Rum Batı Anadolu Bölgesi ile İstanbul’dan Yunanistan’a göç etmiştir3.
Yunanistan, o günkü nüfusunun dörtte birine ulaşan bir milyona aşkın göçmeni iskân etmekte zorlanmış, bu nedenle Lozan Barış Konferansı’nda gündeme gelen zorunlu mübadele yaklaşımını ilgiyle karşılamıştır4. Lozan Barış Konferansı’nda 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında “Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol” imzalanmıştır5. Bu sözleşme ve protokol Milli Mücadele sonunda Anadolu’yu terk eden 1,5 milyon Rum’un yerine 500.000 civarında Makedonyalı Türkün Anadolu’ya göçünü getirmiştir6.
Yunan ordusu savaşı kaybetmenin ve geri çekilişin psikolojisi ile geçtiği yerleri yakıp yıkarken, Anadolu Rumları’da Türk halkının misilleme yapabileceği endişesiyle yaşadıkları yerleri hızla terk etmeye başlamışlardır7. Denizli’ye bağlı o dönemde nahiye olan Honaz, Milli Mücadele döneminde fiilen işgal görmese de Rumların terk ettikleri bir yerleşim yeri olmuştur8.
1 Fuat Dündar, İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskân Politikası (1913–1918), İletişim Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2002, s.66.
2 Bayram Akça, “Lozan Barış Antlaşması’ndan Sonra Balkan Ülkelerinden Muğla Vilayetine Gelen Muhacirler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XVII, S. 51, Kasım 2001, s.785; Hikmet Öksüz, “Türk-Rum Nüfus Mübadelesi’nin Sebep ve Bazı İstisnaları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XVI, S. 48, Kasım 2000, s.754. Dündar, a.g.e., s.67. Baskın Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları:2, Ankara, 1986, s.46,
3 Akça, a.g.m., s.785.
4 Oran, a.g.e., s.46. Sadece Türkiye’den değil, Bulgaristan ve Rus İhtilali üzerine Rusya’dan göç alan Yunanistan sıkıntı içerisine girmiştir. Nedim İpek, Mübadele ve Samsun, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2000, s.27.
5 İsmail Soysal, Tarihçeleri ve Açıklamaları ile Birlikte Türkiye’nin Siyasi Andlaşmaları (1920–1945), C.1, Türk Tarih Kurumu yayını, Ankara, 1983, s.176-183, Seha L. Meray (Çev.), Lozan Barış Konferansı Tutanaklar-Belgeler, , C.1, Kitap. 2, Yapı Kredi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, (Basım Tarihi yok), s.17-22.
6 Kemal Arı, “Mübadele Göçmenlerini Türkiye’ye Taşıma Sorunu ve İzmir Göçmenleri (1923–1924)” , Çağdaş Türkiye Araştırmaları Dergisi, C.I, Sayı 1, Yıl:1991, İzmir, s.14-15. Göç ettirilen mübadillerin konusunda kaynaklarda farklı sayılar verilmektedir.
7 Ayhan Aktar, “Nüfusun Homojenleştirilmesi ve Ekonominin Türkleştirilmesi Sürecinde Bir Aşama: Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi, 1923–1924”, Hazırlayan Renee Hırschon, Ege’yi Geçerken 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi, (Çev: Müfide Pekin-Ertuğ Altınay), Bilgi Üniversitesi Yayınları:95, İstanbul, 2005, s.131. 1922’de Batı Anadolu’nun birçok yerinden Rumlar göç etmişlerdi. Mübadillerin gelişi ise 1924 yılında mümkün olabilmiştir.
8 Honaz nahiyesi 1987’den itibaren ilçe olmuştur.
48
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Mübadele Hazırlıkları Ve Uygulaması
1 Mayıs 1923’ten itibaren Türkiye’de kalan İstanbul dışındaki Rum-Ortodoks Türk uyrukları ile Batı Trakya dışındaki Yunanistan topraklarında yerleşik bulunan Müslüman Yunan uyruklarının değişimi kararlaştırılmıştır9. Hükûmet, 17 Temmuz 1923 tarihinde yayınladığı kararnâme ekinde Türkiye’ye; Dırama, Kavala, Serez, Kozana, Grebene, Nasliç, Kesriye, Kayalar, Karaferye, Vodine, Katerin, Alasonya, Langaza, Demirhisar, Gevgilin, Yenice Vardar, Karacaabat, Zeytüncü, Selanik ve Ksendire gibi yerlerden mübadillerin gelmesi ve Samsun, Adana, Malatya, Amasya, Tokat, Sivas, Manisa, İzmir, Denizli, Çatalca, Tekirdağ, Karaman, Niğde, Antalya, Silifke, Ayvalık, Edremit ve Mersin havalisine yerleştirilmelerine yer vermiştir10.
Mübadelenin başlatılabilmesi için Sözleşmenin imzalanması ancak 25 Ağustos 1923’de gerçekleşmiştir11. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti sözleşmenin 11.maddesi gereğince mübadele işlemlerinin yürütülmesi için bir komisyon kurulması kararına uygun olarak TBMM’nin 28 Ağustos 1923 günü oturumunda “muhtelit komisyon” adında bir komisyon kurulması kararını almıştır12. 13 Ekim’de “Mübadele İmar ve İskân Vekâleti” kurulmuş ve 8 Kasım 1923’te 363’nolu “Mübadele, İmar ve İskân Kanunu” nu kabul edilmiştir13.
İmar İskân Vekâleti göçmen yerleştirme yörelerini on bölgeye ayırmış, Denizli Dördüncü bölge içerisinde yer almıştır14.
Türkiye ve Yunanistan arasında mübadeleden kaynaklanan birçok sorunlar çıkmış ve yaşanan birçok gerginlikten sonra 10 Haziran 1930’da Ankara’da imzalanan antlaşmayla sorunların aşılması mümkün olabilmiştir15.
Mübadele İle Honaz’a Yapılan Göç
Denizli’ye 1912’den 1998’e kadar yurt içinden ve yurt dışından toplam 2092 hane göç etmiştir. Bu göçler ile Denizli’ye 313 hane Türkiye içinden, 1116 hane
9 Arı, a.g.e., s.1, Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, 3.Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1985, s.452. Belli, Karma Komisyonun 1 Mayıs 1923 tarihinde organizasyon yapılamayacağından, organizasyonun yapılabilmesi için mübadelenin başlangıç tarihinin 1 Mayıs 1924’e ertelendiğini belirtmektedir. Mihri Belli, Türkiye Yunanistan Nüfus Mübadelesi, Ekonomik Açıdan Bir Bakış, (Çev: Müfide Pekin), Belge Yayınları, İstanbul, 2004, s.30.
10 Ramazan Tosun, “Lozan ve Azınlıklar”, http://www.atam.selcuk.edu.tr/makaleler/ ATA%2010/rtosun10.htm. (Erişim Tarihi: 20 Temmuz 2006)
11 Öksüz, a.g.m., s.758.
12 Akça, a.g.m., s.786, Arı, a.g.m., s.23.
13 Arı, a.g.m., s.24. Vekalet, mübadele ile gelecek muhacirlerin iaşelerinin temini, iskan bölgelerinin belirlenmesi ve ülkenin harap yerlerinin imarı amacıyla kurulmuş ve başına İzmir Mebusu Mustafa Necati Bey getirilmiştir. Kemal Arı, Büyük Mübadele, Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923–1925), Tarih Vakfı Yurt yayınları, 3.Baskı, İstanbul, 2003, s.160. İmar ve İskân Vekâleti 11 Aralık 1924 tarihinde kabul edilen 529 Sayılı yasayla kaldırılmıştır. Bu vekâletin görevleri Dâhiliye Vekâletine bağlı İskân Müdüriyet-i Umumiyesi tarafından sürdürülmüştür.
14 İskân mıntıkaları ihtiyaç doğrultusunda birkaç kez değiştirilmiştir. Denizli ilk belirlenen 17 Temmuz 1923 tarihli İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi’nde 8 iskân mıntıkası içerisinde 5. bölgede, sonra 10’a çıkarılan iskân mıntıkasında (adı geçmese de) 4. mıntıka içerisinde yer almıştır. İpek, a.g.e., s.41-42.
15 Uçarol, a.g.e., s. 453, Soysal, a.g.e., s.391.
49
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Bulgaristan’dan, 561 hane Yunanistan’dan, 36 hane Yugoslavya’dan, 23 hane Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden, 27 hane Romanya’dan ve 16 hane Irak’tan gelmiştir16.
DENİZLİ'YE YURT İÇİNDEN VE YURT DIŞINDAN
YAPILAN GÖÇLER
27; 1%
23; 1%
16; 1%
36; 2%
313; 15%
561; 27%
1116; 53%
Bulgaristan
Irak
Türkiye
Yunansitan
Yugoslavya
SSCB
Romanya
Bulgaristan’dan Denizli’ye gelen göç hanelerinin ardından, dış göçler içerisinde Yunanistan’dan gelen göç haneleri sayıca önemli bir yere sahip bulunmaktadır. Yunanistan’dan Denizli’ye 1912 yılından 1956 yılına kadar farklı yıllarda göçler yaşanmıştır17.
Yunanistan’dan Denizli’ye mübadele dönemi olarak değerlendirilen 1924–1930 arasında 460 mübadil hanesi gelmiştir. Bu hanelerden 82 mübadil hanesi Honaz’a yerleştirilmiştir. Honaz’a yerleşen 12 hane kısa bir süre sonra buradan ayrılarak Denizli Merkeze bağlı Korucuk köyüne gitmiştir. Honaz’a 70 mübadil hanesi ile toplam 274 kişi yerleşmiştir 18. Denizli İskân Müdürlüğü’nün İmar ve İskân Dördüncü Mıntıka Umum Müdürlüğüne gönderdiği raporunda ise Honaz’da 70 hanede 284 nüfusun iskân edildiğine dair bilgi verilmektedir19.
16 Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü, Denizli Göçmen Döküm Cetveli. Bu cetvelde sadece 1 kişi önce Hindistan’dan Samsun’a ve oradan da Denizli’ye gelmiştir. Döküm cetvelinde toplam 2088 kişi yer almaktadır. Döküm cetveline göre 556 Yunanistan’dan gelen göçmen görünürken şu anda Bayındırlık İl Müdürlüğü arşivinde bulunan dosyaların tek tek incelenmesi ile sayı 564’e çıkmış, ancak 3 hanenin harikzede olduğu halde Yunanistan’dan gelen mübadiller arasında yer verildiği görülmüş ve bu üç hane çıkarıldıktan sonra toplam olarak 561 hane kalmıştır. Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü Arşivi, Klasör 1-23.
17 Bu bilgiler Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri ve Denizli Göçmen Döküm Cetveli’ne göre tespit edilmiştir.
18 Honaz’da yerleşmiş görünen İbrahim oğlu İsmail ve Abidin oğlu İsmail isimleri Döküm Cetveli’nde yer almakta, fakat Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defterinde yer almamaktadır.
19 Honaz’da yerleşenlerin Grebene kazası, Vraşno ve Kastro köyleri mübadilleri oldukları belirtilmektedir. BCA (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi) 272-11-19-91-18. Bayındırlık İl Müdürlüğü, Denizli Göçmen Döküm Cetveli’nde Honaz’da 71 hane 280 nüfus iskan edildiği görülmektedir. Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri’nde 70 hanenin kaydı bulunmaktadır. Yalçın, “…Mübadelede Vraşno ve Kastro köylerinden tam 65 hane Honaz Hisar Mahallesi’ne iskân edilmiş…” demektedir. Yalçın, a.g.e., s.263, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa 50
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Honaz’a Yunanistan’dan gelen mübadil hanelerinin 69’u Grebene kazasının Vraşno ve Kastro köylerinden, bir hanede Samakol’dan gelmiştir20. Denizli’nin diğer yerleşim yerleri yoğun bir göçe sahne olmamıştır. Honaz’dan göç eden Rumların yerine, mübadele ile Yunanistan’dan gelen göçmenlerin iskânı sağlanmıştır21.
Grebene’den Honaz’a Mübadillerin Yolculuğu
Yunan ordusunun geri çekilişi sürecinde Anadolu Rumları’da Yunan ordusu ile yaşadıkları yerleri terk ederek Yunanistan’a gitmeye başlamışlardır. Yunanistan beklemediği bir anda Anadolu’dan gelen önemli bir göç dalgası ile karşı karşıya kalmıştır. Yunan hükümeti, Yunanistan’a gelen bu göçmenlerin iskânı için en kolay yolu tercih etmiş ve Türk ailelerin bir kısmının evlerini boşalttırarak göç eden Rumları bu evlere yerleştirmiştir. Yunan hükümeti bu Rum göçmenleri üretime katmak için de, Türklere ait hayvanların ve arazilerin yarısına el koymuştur.
Honaz’a gelen mübadillerin yaşadığı Vraşno ve Kastro köyleri de Anadolu’dan gelen Rumların iskân edildiği köyler olmuştur. Kastro ve Vraşno köylerine gelen Rum göçmenlere iskân imkânı oluşturmak için köydeki Türk aileleri, Yunan görevlilerin belirlediği Türk evlerinde iki üç aile olarak bir araya getirilmişlerdir. Türkler birkaç aile bir evde sıkıntı içerisinde yaşamak durumunda kalırken, boşaltılan evlerine Rum göçmenler yerleştirilmiştir. Rum göçmenlerin geçimlerini sağlamak amacıyla Türklerin evlerinde bulunan ineklerin, öküzlerin, keçilerin, koyunların ve tarlaların yarısına el konulmuştur. Mübadele gerçekleşmeden Kastro ve Vraşno köylerinde Anadolu’dan gelen Rumlar ile bu köylerde yaşayan Türkler 5-6 ay kadar birlikte yaşamışlardır22.
Lozan Antlaşması ile Türkiye’deki Rumlar’ın Yunanistan’a, Yunanistan’daki Türklerin Türkiye’ye gelmesi kararının sonucu olarak; Batı Trakya dışında Yunanistan’da yaşayan Türkler, Türkiye’ye gelmeleri konusunda bilgilendirildikten sonra Türkiye’ye gelme hazırlıkları yapmaya başlamışlardır. Bir yandan taşınabilecek eşyalarını diğer taraftan Türkiye’de gerekli olacak mal beyannamelerini hazırlamışlardır. Kastro köylüleri, eşyalardan pahada ağır, yükte hafif olanları balyalar halinde bağlayıp hayvanlara yükledikten sonra ihtiyarlar ile çocukları yüklenen hayvanlara bindirmişler ve kendileri de yaya olarak yıllar boyu yaşadıkları topraklarını arkalarında bırakarak 1 Mart 1924 günü yola çıkmışlardır23.
Akan Vraşno’dan 39, Kastro’dan 37 hanenin Honaz’a yerleştirildiğini belirtmektedir. Akan bu konuda kendi hazırladığı listeyi esas almaktadır.
20 1924’de Samakol’dan bir hane olarak Honaz’a Abdullah oğlu Hüseyin’in 4 kişilik hanesi tarımsal iskânlı olarak yerleştirilmiştir.
21 Yalçın’ın kitabında “…Zaten Honaz’ın en bitek, en sulak yerleri hep onlarındı. Burada Türk olarak bi biz, bi de Büyük Alan’ın üst yakasında Nalbantlar vardı. Gerisi Değirmen Yolu’ndan tutuver, ta Kayaaltı’na; ordan Emirazizli Köyü yoluna; ordan dönüver taa Pınarbaşı yoluna kadar buralar hep Rumlarındı…” denilmektedir. Yalçın, a.g.e., s.166.
22 1919 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli)Yeşilpınar, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
23 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. 51
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Kastro mübadilleri hayvanları ile yaptıkları dört günlük bir yolculuktan sonra Karaferya’ya gelmişler ve burada birkaç gün çadırlarda kalmışlardır. Karaferya ile Selanik arasında demiryolu hattı bulunduğu için eşyalar vagonlara yüklenmiş ve mübadiller Selanik’e ulaşmak üzere yola çıkmışlardır. Mübadiller Selanik’e eşyaları ile aynı vagonlarda zorluklar içerisinde yaptıkları yolculuktan sonra ulaşmışlardır. Selanik’te eşyalar vapur iskelesine indirildikten sonra, vapurların gelmesi ve eşyaların yüklenmesine kadar geçecek sürede barınmaları için hazırlanan geçici barınma yerlerine götürülmüşlerdir. Mübadiller Selanik’te vapurun gelmesini iki haftaya yakın bir süre beklemişlerdir. Vapurun gelmesi ve eşyaların yüklenmesi ile mübadillerin vapurlara binmesine izin verilmiştir24.
Vraşno mübadilleri ise, Vraşno’dan ayrılmalarından sonra bir gece Grebene’de kalmışlardır. Grebene’den Veryan’a gelen mübadiller, burada on gün kaldıktan ve aşıları yapıldıktan sonra Selanik’e gitmişlerdir25. İki köyün ahalisi aynı vapur ile Selanik’ten İzmir’e doğru yola çıkarılmışlardır.
Vapurun hareketi ile Yunanistan’dan Türkiye’ye mübadillerin deniz yolculukları başlamıştır. Bu vapur yolculuğu sırasında da göçün dramı mübadilleri yalnız bırakmamıştır. Vapurda meydana gelen ölümlerin hastalıklara yol açabileceği endişesiyle vapurda jandarmalar tarafından sık sık ceset aramaları yapılmıştır26.
Mübadiller iki gün süren deniz yolculuğunun ardından İzmir’e gelmişler ve Tepecik’te mübadiller için yeni inşa edilen barakalara yerleştirilmişlerdir. Görevliler tarafından yatak yorgan ve yiyecek verilen mübadiller iki haftadan fazla bir süre İzmir’de kalmışlardır. Bu vapurla gelen on üç köyün insanları Batı Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıtılmışlar ve en sona Kastro ve Vraşno köylerinin mübadilleri kalmıştır.
Kastro ile Vraşno köyü ahalisinin İzmir’de barakalarda en sona bırakılmaları, göçün kat’i olarak programlanmadığını gösteren bir gelişmeye de işaret etmektedir. Vraşno köyünden olup daha önce eğitim için köyünden ayrılmış olan ve daha sonra paşalık rütbesine kadar ulaşmış Vraşnolı Süleyman Paşa’nın İzmir’de bulunması ve iskân komisyonunda görevli olması, özellikle Vraşno ve Kastro mübadilleri için önemli bir gelişmeye yol açmıştır. Süleyman Paşa ve oğlu Murat Bey, Kastro ve Vraşno köylülerinin planlamaya göre Malatya’da iskâna tabi tutulmaları yönündeki karara rağmen, programa müdahale ederek Malatya yerine Honaz’a yerleştirilmeleri için girişimde bulunmuşlar ve bunda da başarılı olmuşlardır. Süleyman Paşa’nın oğlu Murat
24 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
25 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
26 Mustafa Akan “Ne kadar yol aldığımızı bilmiyorum. Ben birkaç arkadaşımla birlikte güverteye çıkmıştım. Vapurun nasıl gittiğini seyrediyorduk. Bir ara vapurun personelinden gelen sesler yükseldi; -Vapurda cenaze var, meydana çıkarın, yoksa vapur batacak, hepimiz öleceğiz. İster istemez sesin geldiği yere yöneldik. Küçük bir çocuk ölmüştü. Çocuğun cesedini meydana çıkardılar ve personelden kişiler güverteden çocuğun cesedini denize attılar. O an, şu an gibi gözlerimin önünde.” demektedir. 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. Kamile Yeşilpınar’da vapurda ölenleri demirleyip denize attıklarını duydum ama gözümle görmedim, fakat jandarmaların arama yaptıklarını gördüm, büyüklerimin “Ölüleri saklamayalım.” diye arıyorlar, dediklerini hatırlıyorum demektedir. 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar. 52
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Bey’in daha önce Denizli Tavas’ta görev yapmış olması, Vraşno ve Kastro köylüleri için Honaz’ın arazi ve ikliminin uygun olduğunun düşünülmesi sonucuna yol açmıştır. Malatya’ya yerleştirilmeleri planlanan bu iki köy ahalisi bu nedenle İzmir’den iskân amacıyla Honaz’a gönderilmişlerdir27.
Honaz’a gitmek üzere İzmir’den trene bindirilen mübadiller Honaz’a en yakın istasyon olan Böceli istasyonuna gelmişlerdir. Eşyalar indirilinceye kadar hava kararmış ise de mübadiller bir an önce yerleşecekleri Honaz’a ulaşmak isteğiyle harekete geçmişlerdir. Geç vakit olduğu halde eşyaların başında birkaç kişi bıraktıktan sonra yayan olarak bir an önce Honaz’a ulaşmak için hareket etmişlerdir. Böceli’den yürüyüş mesafesi iki saat olmasına rağmen ancak gençler geceleyin Honaz’a gelebilmişlerdir. İhtiyarlar Koyunaliler köyüne kadar gelebilmiş ve köy camiinde geceyi geçirmişlerdir. Bir kısmı ise Honaz’a yaklaşmakla birlikte Honaz’a gelememiş ve geceyi bahar soğuğunda tarlaların kenarında geçirmek durumunda kalmışlardır28.
Honaz’a ikinci gün Koyunaliler köyü camiinde ve tarlalarda geceleyenlerde ulaşmışlar ve başlarını sokacak bir ev derdine düşmüşlerdir. 1 Mart 1924’te çıktıkları yolculuk Nisan başında tamamlanmış ve mübadiller 2 Nisan’da Honaz’a gelmişlerdir29.
Denizli’de iskâna tabi tutulacak göçmenler Denizli’ye gelmeye başladıktan sonra önemli problemlerden biri göçmenlerin yerleştirilecekleri evlerin yetersizliği olmuştur30. Mübadillerin iskânları Rumların terk ettikleri bugünkü Hisar mahallesinde var olan evler düşünülerek planlanmıştır. Ancak planlanan olmamış, mübadiller gelmeden çok önce yerli halk tarafından evlerin eşyaları alınarak, ahşap kısımları, kapı ve pencereleri sökülerek evler yağmalanmıştır31. Mübadiller, Honaz’a geldiklerinde başlarını sokacakları evler hayal ederlerken yerleşebilecekleri sağlam bir ev bile bulamamışlardır. Rumlardan kalan ve virane haldeki evlere bir devlet görevlisinin bilgisi ve yönlendirmesi olmadan girip yerleşmeye başlamışlardır. Mübadiller daha sonra kendilerine göre yerleştikleri bu harabe evlere resmen iskân olunmuşlardır. Honaz’da ilk başta bir kısım mübadil harap haldeki metruk haneler içerisinden oturulabilecek olan evlerde birden fazla aile olarak kalmak ve iskân edilmek durumunda kalmışlardır. Harap haldeki evlere yerleşmeye çalışan bu insanlar ilk başlarda birer ikişer oda tamir ederek evleriyle ilgilenmeye başlamışlardır. Herkes evleri tamir ederek yaşanılabilir bir hale getirmiştir. Mübadiller Vraşno ve Kastro köylerinde toprak damlı evde yaşamadıkları halde, Honaz’da birçoğu toprak damlı evlerde
27 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli)Yeşilpınar.
28 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan, Kamile Yeşilpınar, Honaz’a 60 hane olarak geldiklerini belirtmektedir. 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli)Yeşilpınar.
29 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli)Yeşilpınar.
30 Ayfer Özçelik, “Denizli’de Mübadillerin İskânı”, Kafalı Armağanı (Komisyon), Akçağ Yayınları, Ankara, 2002, s.404, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan; Honaz’a geldiklerinde Rumlardan kalan evlerin yerli halk tarafından yağmalanmış ve ağaç aksamlarının sökülmüş olduğunu, mecburen bu harap evlere girmek zorunda kaldıklarını belirtmektedir.
31 Honaz’daki evler, 1922–1924 arasındaki boşluk döneminde yağmadan kurtulamamıştır. Evlerin varsa kiremitleri, kapı ve pencere doğramaları yağmalanmış, yerli halk tarafından ya kendi evlerinde kullanılmış ya da piyasada satılmıştır.
53
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
yaşamak zorunda kalmışlardır. Honaz’da Rumlardan kalan evlerin çok azı kiremit çatılı olup çoğu toprak damlı olduğu için bu kaçınılmaz bir durum olmuştur32.
Mübadelenin savaşlar dizisinden çıkmış, nüfus, tarım ve sanayi sayımları yapılmamış, arazileri kadastro haritalarına henüz geçmemiş olan bir ülkede, arzu edilen şekilde iskân politikasına dönüştürülmesi mümkün olmamıştır. Her ne kadar planlama yapıldıysa da, birçok kararın ayaküstü alınması bir takım sıkıntıları da beraberinde getirmiştir33.
Türkiye’den göç eden Rumların sayısı Türkiye’ye göç eden mübadele göçmenlerinin iki katı idi. Rumların Türkiye’de ancak yüzde otuzunun tarımla uğraşmış olmasına karşılık mübadele göçmenlerinin yüzde doksanının tarımla uğraşıyor olması, Türkiye’de tarım alanında iskânı zorlaştıran unsurlardan biri oldu34. Honaz’a gelen mübadillerin hepsinin çiftçi olması bu bilgiyi destekleyen bir örnektir.
Mübadiller 1924 yılı baharında gelmelerine rağmen 1924 yılı mahsulü kendilerine verilmemiştir. Bu nedenle barınma sıkıntısı yanında beslenme sıkıntısı da daha başlangıçta kendisini göstermiştir. Kamile Yeşilpınar Honaz’daki ilk günün sabahında herkesin aç olduğunu, Belediye’den gelen görevlilerin iki kazan koydurarak pişirttikleri tarhana çorbası ve bulgur pilavı ile her haneye dağıttıkları ekmekler ile açlıklarını bastırdıklarını ifade etmektedir. Akan ise o günleri, “ Harabelere girdik, ama ne ekmek ne de yiyecek bir şey vardı. Çok muhtaç bir halde idik. Yokluk çekiyorduk. Hükümet 5-6 ay bize hazır ekmek verdi. Ekmeğin dağıtımında sıkıntı yaşamadık, ama ekmeğin kalitesi ile ilgili bir sıkıntı yaşandı. Yiyeceğimiz ekmekler Honaz’daki tek fırıncı Ekmekçi Sadık diye bilinen kişi tarafından yapılıyordu. Hükümet bu fırıncı ile anlaşmış. Denizli’deki un fabrikalarından un alınıp bu fırıncıya gönderiliyor, fırıncıda bütün muhacirlerin ekmek ihtiyaçlarını temin ediyordu. Herkes ihtiyacı kadar ekmeklerini fırından alıyor ve böylece ekmek ihtiyaçlarını temin etmiş oluyorlardı. Böyle devam ederken bir ara ekmekler bozuldu ve siyah çıkmaya başladı. Büyüklerimiz bu ekmekleri alıp Denizli valisine götürmüşler ve Vali bey’e;
—Vali bey bu ekmekler yenir mi? demişler.
Vali bey anlaşma yaptığı un fabrikası sahibi olan Külahçıoğlu’nı çağırmış ve ekmekleri göstererek;
—Seninle ne konuştuk, niye kötü un veriyorsun? Niçin böyle bozuk un gönderiyorsun? demiş.
Külahçıoğlu’da Vali bey’e;
—Ben yaptığımız anlaşmaya göre Honaz’a alfa yani birinci un gönderiyorum, demiş.
32 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan, 1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran.
33 Aktar, a.g.b., (adı geçen bölüm), s.140. Malatya’da iskanları planlanan Grebene mübadillerinin İzmir’den Honaz’a gönderilmeleri gibi.
34 Arı, a.g.e., s.130, Mehmet Ali Gökaçtı, Nüfus Mübadelesi, Kayıp Bir Kuşağın Hikayesi, İletişim Yayınları, 2.Baskı, İstanbul 2004, s.245. 54
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Tahkikat neticesinde unları fırıncı Sadık’ın değiştirdiği anlaşılmış. Bizden Vali beye şikâyete gidenler Vali bey’e;
—Bize öğünmemiş buğday verin, kendimiz değirmenlerde öğütür ve evlerimizde yapacağız küçük fırınlarda, eskiden köylerimizde yaptığımız gibi kendi ekmeğimizi kendimiz pişiririz, demişler. Bundan sonra bizimkiler buğday almaya başladılar. Böylece ekmek işimiz hallolmuş oldu.”35 sözleriyle anlatmaktadır. Mübadillerin Honaz’da karşılaştıkları sıkıntılardan dolayı gidebilecekleri daha iyi yer arayışına girmişler ise de bu mümkün olmamıştır36.
Beslenme sorununun alınan tedbirler ile çözüme ulaştırılmaya çalışıldığı dönemde, Honaz’da Rumların bıraktıkları arazilerin taksimi işlemine de başlanmıştı. Arazilerin taksiminde hükümetin “adiyen iskân” kararı mübadilleri rahatsız eden hususlardan biri olmuştur. Mübadiller hükümetin aldığı “adiyen iskân” kararı gereğince mal rejimine tabi tutulunca, özellikle Yunanistan’da durumu iyi olan mübadiller bundan memnun olmamışlardır. Akan bu durumu şöyle değerlendiriyor; “ Aslında bizler mübadele ile geldiğimiz için orada bıraktığımız arazi kadar vermeleri lazımdı. Fakat öyle yapmadılar. Hükümet “adiyen iskân” diye bir kanun çıkardı ve herkese bir şekilde mal verdiler. Her hane reisine on dönüm tarla, nüfus başına da beş dönüm tarla, her haneye dokuzar dönüm bahçe verdiler. Eski memleketinde çiftlik sahibi hiç malı olmayan aynı aldı. Babam eski memleketimizde çiftlik sahibi idi. Orada malımıza mukabil mal verseler idi, burada da çiftlik sahibi olurduk. Nedenini bilmiyorum ama muhacirlere verdikleri mallar yani araziler eksik çıktı. Dokuzar dönüm diye verdikleri bahçeler yedişer dönüm çıktı. Tarlalarda beşer altışar dönüm eksik çıktı. O zamanda verilen yerler ile ilgili dönümlerin küçük olduğu söyleniyordu. 1937 yılında kadastro geçince apacık ortaya çıktı.”37 Mübadillerin Denizli’ye gelmelerinden itibaren iskân işlerinden dolayı şikâyetlerinin arkası kesilmemiştir38.
Honaz’a gelen mübadillerin Rumlara ait hanelere iskân edildikleri, tamamının da iskân şeklinin tarımsal iskân olduğu ve kendilerine tarla ve bahçe verildiği görülmektedir39.
35 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
36 Honaz’a gelmelerinden kısa bir süre sonra “Biz Honaz’da yapamayız. Dil bilen biri gitsin, bize uygun yerleşecek yer bulsun.” şeklinde istekler olmuş ve Muallim İsmail Efendi bu amaçla yeni yer araştırması yapmıştır. Muallim İsmail Efendi kısa bir süre sonra mübadillere yerleşebilecekleri en uygun yerin Honaz olduğunu söyleyerek bu yöndeki beklentilere son vermiştir. 1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran.
37 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. Kamile Yeşilpınar, “Ona az, buna çok verildi.” diye o dönemde münakaşalar olduğunu ve bir süre dedikoduların eksik olmadığını söylemiştir. 1919 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar.
38 Özçelik, a.g.m., s.403-404.
39 Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri. Bkz. EK 1. 55
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Hane Verilenler
1/3
Hane Verilenler
Hane Verilmeyen
Arsa
Tarla
(Dönüm)
Bahçe
(Dönüm)
Değirmen
Bağ
(Dönüm)
57
10
3
3
2091
493
2
6
Honaz’a gelen mübadil hanelerden ikisine değirmen verilmiş olup, bir Rum’a ait olan Kemer değirmeni Hayrullah Oğ. Akif (Kulaksız)’a, Beş Değirmen diye bilinen diğer değirmen Bilö Numan oğlu İsmail’e verilmiştir40.
Denizli Muhacirleri Esas Kayıt Defteri’nden dağıtımı yapılan arazilere (bahçe-tarla) bakıldığında, Honaz’da ikamet eden Rumların birçok arazinin geçmişteki sahibi bulundukları görülmektedir.
Rumlardan kalan evlerin büyük çoğunluğu toprak damlı olup altı tanesi kiremit çatılı idi41. Evlerin tamamı iki katlı olup, alt katları depo, mahzen, ahır olarak kullanılıyordu. Evler taş, toprak ve ahşaptan inşa edilmişlerdi. Evler sosyal etkinlikler için büyük oda veya salonlara sahip değildi. Mübadiller, evlerin eski ve odalarının küçük olması ve artan nüfusu barındıramaması nedeniyle zamanla bu evleri terk ederek yeni yaptırdıkları evlerine yerleşmişlerdir.
Mübadillerin Denizli’de karşılaştıkları önemli sorunların başında iskânda yapılan kayırmalar, dil meselesi42 ve ekmek temininde yaşanan sıkıntılar gelmiştir43. İskânda yapılan kayırmaların yarattığı rahatsızlık bir yana, bıraktıkları malların Türkiye’de karşılığını alabilmek için ailelerinin bulunduğu mal beyanının dikkate alınmaması, verilen arazilerin dönümlerinin kayıtlarda yer aldığı gibi olmayıp eksik verilmesi üzücü olmuştur44. Göçmenler için ekmek temininde ve ekmeklerin dağıtımında da büyük sıkıntılar yaşanmıştır45. Denizli’de ekmek ihtiyaçlarının tam ve zamanında karşılanamaması önemli bir sorun olmuştur. Ekmek dağıtımının zamanında karşılanamaması nedeniyle bir kısım mübadillerin aç kaldıkları görülmüştür. Bunun nedeni olarak müteahhidin hükümetten talep ettiği ekmek bedelini muntazam olarak alamayışı gösterilmiştir46.
Yolculuk sırasında TBMM Tutanaklarına göre 269 kişi, karaya çıkar çıkmaz ölenlerin sayısı 9 kişi, çadır ve barakalarda da 870 kişi, iskân edilmelerinin ardından
40 1916 Grebene kazası, Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. Bkz. Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri, s. 280 ve 289.
41 1936 Honaz doğumlu Hafız Mehmet Emin oğlu Necdet Karabenli.
42 Mübadiller Honaz’a geldiklerinde muallim İsmail Efendi, Tahir Efendi ve Hafız Mehmet Efendi dışında kimse Türkçe bilmemektedir. 1919 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
43 Özçelik, a.g.m., s.400. Yalçın, a.g.e., s.185-187 ve 197.
44 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
45 Ekmeklerin dağıtımının gece yarılarına kadar sürdüğü belirtilmektedir. BCA. 272-11-19-91-8.
46 Özçelik, a.g.m., s.400. 56
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
ölenlerin toplam sayısı 3819 kişidir47. Bugün hayatta olan mübadiller özellikle Türkiye’ye geldikten sonra Honaz’a yerleştikleri dönemde dikkat çekecek kadar çok ölüm olduğunu ve ölümlerin yaşlılar ve çocuklarda çok olduğu, iklim farklılığı ve sefaletten ölümlerin kaynaklandığı belirtilmektedir48.
İskân Kanunu’nun Birinci maddesine göre göçmenlerin yerleştirilmelerinin ardından yardıma ihtiyaç duyanların beslenmeleri ve ihtiyaçlarının giderilmesi gerekiyordu. Göçmenlerin hemen hemen tamamı yardıma muhtaç durumda olduğu için “Yardıma muhtaç” tanımlaması yapmak kolay olmamıştır. Göçmenlerin büyük çoğunluğunun tarım alanında çalışacakları için ekim yapmalarından hasata, hatta ürünün pazarlanmasına kadar beslenmeleri bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye, savaş sonrası ekonomik yetersizliğin her alanda kendisini gösterdiği bir sırada bu göç yükünü de üstlenmek zorunda kalmıştır49.
Mübadillerin yerleştirildikleri bölgenin Yunanistan’dayken ekip biçtikleri ürünleri yetiştirmeye elverişli olmaması ekonomik açıdan önemli sıkıntılar çekmelerine yol açmıştır50. İlk yıl Honaz’dan Korucuk, Nazilli ve Tire’ye gidenler olmuştur51. Özellikle Denizli Honaz’da iskân edilen mübadiller verilen toprakların yetersiz kalması nedeniyle İzmir’e gidip Narlıdere, Seferhisar, Balçova, İnciraltı, Karabağlar’da tütün tarlaları ve sebze bahçelerinde çalışmak zorunda kalmışlardır. Herkes, İzmir’de yevmiye ile çalıştıkları işlerden elde ettikleri gelir ile uzun zaman geçinmeye çaba sarf etmişlerdir. Daha sonraları yavaş yavaş İzmir’de öğrendikleri bahçıvanlığı Honaz’a getirerek uygulamaya başlamışlar ve bu sayede Honaz ve çevresinde ekonomik durumlarını geliştirmeye ve kalkınmaya başlamışlardır52.
Yerli halk mübadillere kötü davranmamış ve aralarında bir asayiş problemi yaşanmamış ise de mübadillere ilk geldikleri dönemlerde aşağılayıcı bazı sözler söyledikleri bilinmektedir53. Honaz’ın yerlileri ile mübadiller yaklaşık kırk yıl kız alıp kız vermemişlerdir. Daha sonra mübadiller bir süre kız almışlar ama kız vermemişlerdir.54. Ancak zamanla bu durum değişmiş ve karşılıklı kız alıp kız vermey
47 Arı, a.g.e., s.93. 48 1919 Grebene kazası Vraşno Köyü doğumlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile (Karabenli) Yeşilpınar, 1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran, 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan; “1924’te biz geldiğimizde havaya uyum sağlayamayan, fukaralığa ve göçün yorgunluğuna dayanamayarak çok ölen oldu. Sayıyı hatırlamıyoru
ailemizden babamın ann
49 Arı, a.g.e., s.128-129.
50 Gökaçtı, a.g.e., s.199. 51 Akan; “Harun ağa diye biri vardı. Harun ağanın bir oğlu valilik yapmıştı. Onun oğlu daha önce gelmiş ve yerleşmişti. Oğlu, Harun ağa ve ailesini alıp Tire’ye götürdü. Buradan Korucuk’a da gi
demektedir. 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Musta
52 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan. 53 Bizim için “Bitli macurlar”, “Macurlar insan yiyor” gibi sözler söylemişler. 1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran, Mustafa Akan doğrudan duymamakla birlikte geldiklerinde dil bilmedikleri için “Cavurlar (Gâvur) gitti, cav
köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
54 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan. 55 Uzun yıllar kız alıp kız vermemenin ardında gelenekler önemli rol oynamıştır. Mübadil erkekler tarlada 57
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Mübadil göçmenlerin gelmesiyle birlikte, Honaz’ın kültürel yapısı çok büyük ölçüde etkilenmemiş ise de, az da olsa farklı ibadethanelerin bulunduğu eski heterojen yapısının homojen bir kültür yapısına dönüşmesinde etkili olmuştur.
Mübadiller Honaz’da bazı gelişmeler yaşanmasında etkili de olmuşlardır. 1924’te mübadiller Honaz’a geldiklerinde kıyafet olarak Honaz’ın yerlileri şalvar giyip kuşak kuşanırken, mübadillerin ceket pantolon giyiyor olmaları önemlidir56. Honaz’a ilk defa İzmir’den öğrendikleri bahçıvanlığı getirmeleri, evlerin badanalanması yönünde örnek olmaları, taşımacılıkta zorluklara neden olduğu için kelter yerine kasa kullanmaları, yufka yerine evlerinde bulunan fırınlarda ekmek yapmaları Honaz’a yaptıkları katkılardır. Mübadillerin Honaz’da nakliyecilik açısından da katkıları olmuştur57.
Mübadil-Muhacirlerin Günümüzdeki Durumu
Denizli’nin on altı kilometre doğusunda bulunan Honaz kazasında günümüzde beş mahalle bulunmaktadır. Bu mahalleler Yeni, Hisar, Haydar, Cumhuriyet ve Hürriyet mahalleleridir58. Mübadil-muhacirlerin yaşadığı mahalle “Hisar mahallesi”dir. Mübadiller Honaz’a geldiklerinde mahallenin adı “İstiklal mahallesi” iken, Kastro köyünde yaşayanların gelir gelmez talepleri ile mahallenin adı “Hisar” olarak değiştirilmiştir59. Hisar mahallesinde 1924’den itibaren günümüze kadar sırasıyla Mustafa Yeşilkaya, Mevlüddin İncekara, Mustafa Akan, Necdet Karabenli, Tahsin Özkan ve Hasan Akan mahalle muhtarlığı yapmışla
1980 nüfus sayımına göre Honaz’ın nüfusu 5714, 1990 nüfus sayımına göre 6333, 1997 nüfus sayımına göre 7204, 2000 nüfus sayımına göre 7442’dir. Hisar mahallesinde ise iki yüz elli hanede 680 kişi yaşamaktadır61.
Hisar mahallesinde bir cami olup Hisar Camii kiliseden 1945–1948 tarihleri arasında camiye dönüştürülmüştür62. Hisar mahallesinde kahvehane bulunmaz iken mübadillere ait üç bakkal dükkânı ve Honaz çarşısında on bir işyeri bulunmaktadır63.
çalışır iken mübadil kadınlar ve kızlar evde kalıp ev işleri, çocuk bakımı ve dokuma ile ilgilenmişlerdir. Honaz’ın yerli erkeklerinin tarlalarda çalışmamaları ve kadınlarına kızlarına sert d
vermemede etkili olmuştur. 1947 Honaz doğumlu Adil kızı Rabia (Tuskan) A
56 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan.
57 Mustafa Akan; “Hatta bir Cuma günü Müftü Ali Efendi diye bir Honaz Müftüsü; —Gidin de macurlardan bahçıvanlığı öğrenin, onların çapaları dahi sizinkilerden değişik. Gidin de öğrenin” de
Akan. 58 1936 Honaz doğumlu Mehmet Emin oğlu Necdet Karabenli. Ho
Haydar olmak üzere sadece üç mahalle bulunduğunu belirtmektedir.
59 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Mustafa Akan. 60 1960 Askeri müdahalesi ile mevcut muhtarların görevlerine son verilmiş ve bu dönemde soyadı hatırlanamayan öğretmen Osman Bey bir buçuk yıl muhtarlık yapmıştır. 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeriya oğlu Mustafa Akan, 1936 Honaz do
1945 Honaz doğumlu Mustafa oğlu Hasan Akan (Mu
61 1945 Honaz doğumlu Mustafa oğlu Hasan Akan.
62 1916 Grebene kazası Kastro köyü doğumlu Zekeri
58
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Mübadil-muhacirlerin hiçbiri geldikleri dönemde yerleştikleri ve iskân edildikleri evlerde yaşantılarını sürdürmemektedirler. Mübadil-muhacirlerin çoğu eski evlerini yıktırarak aynı yerinde veya yer varsa eski evlerini metruk bir halde bırakarak yan tarafında yaptıkları genelde iki katlı evlerde yaşamlarını sürdürmektedirler.
Mübadiller ve onların çocuklarının birçoğu memleketleri olarak gördükleri göç ettikleri topraklara büyük bir özlem içerisinde bulunmaktadırlar64. Göç ederek geldikleri ve bugün yaşadıkları topraklarda karşılaştıkları güçlükler nedeniyle, bir kısmı adeta “Göç etmeseydik daha iyi olurdu.” diye iç geçirmektedirler. Hatta, sonraki yıllarda bu sıkıntılardan kaynaklanan psikolojik durum, “Biz oralarda ne malları, ne mülkleri bırakıp ta geldik.” cümleleriyle başlayan bir duygusallığa kendini kolayca bırakabilmektedir65.
Sonuç
En yoğun mübadele göçmeni yerleştirilen bölge Ege Bölgesi olmakla birlikte, Denizli bölge içinde yer alan İzmir, Manisa, Balıkesir kadar yoğun bir göçe sahne olmamıştır. Denizli ilinde Denizli merkezi ve Honaz en fazla mübadilin iskan edildiği yerleşim yeri olmuştur. Honaz’a Grebene kazasının Vraşno ve Kastro köylerinden 81, Samakol’dan bir mübadil hanesi gelmiştir. Vraşno ve Kastro köylerinden gelen 12 hane Honaz’a geldikten kısa bir süre sonra Korucuk’a giderek oraya yerleşmişlerdir.
Türkiye genelinde mübadillerin yaşadığı sorunlar Honaz’da da yaşanmış, karşılaştıkları en önemli sorunları sağlam hanelere iskân edilmemeleri, adi iskâna tabi tutulmaları, dil bilmemeleri, iklim farklılığı, kalitesiz ekmek ve geçim sıkıntısı olmuştur. Bu nedenler ile mübadele döneminde yakınmalar ve şikâyetlerin arkası kesilmemiş, ama zaman içerisinde devletin aldığı tedbirler, mübadillerin çözüm konusundaki olumlu yaklaşımları ve yaşadıkları yere alışmaya başlamaları ile giderek azalmıştır.
64 Mübadele dönemini çocuk olarak yaşayanlardan bugün 8 kadın 3 erkek hayattadır. Bunlar; Kamile Yeşilpınar, Zeynep Davran, Huriye Akman, Sabiha Yavuz, Naile Kumlu, Fatma Karabenli, Makbule Güngör, Saliha Davran Mustafa Akan, Hasan Akman ve Tahsin Özkan’dır.
65 Mübadil-muhacirler Yunanistan’da kalmış olsalardı, oradaki haklarının bugün ne halde olabileceği konusunda olumlu ya da olumsuz hiçbir şey düşünmeden, duygusal olarak terk etmek durumunda kaldıkları topraklara büyük özlem duymaktadırlar. 59
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
EK–1
H
Sıra
Mübadilin
i Sayısı
skân Şekli
Tarla (Dönüm)
Bahçe (Dönüm)
ğirmen
1
İsmail oğlu MehmEmin
8
Tarımsal
1
58
2
-
-
-
2
Veli oğlu Nusret
5
Tarımsal
1
30
9
-
-
-
3
Necip oğlu Şuayip
5
Tarımsal
1
36
9
-
-
-
4 Hüseyin oğlu Hasa
3
Tarımsal
2
27
9
-
-
-
5
Bilö Numan oğlu Ahmet
8
Tarımsal
1
183
9
-
1
-
6
Yusuf oğlu Adem
5
Tarımsal
1
18
-
-
-
3
Bilö Mehmet oğluHasan ve biraderle Bekir oğlu B
kızı Emine (Güncan)
9
İbrahim oğlu Müslüm (Aşağıçay)
5
Tarımsal
1/3
6
9
-
-
-
10
Hayrullah oğlu Akif (Kulaksız)
5
Tarımsal
/3
30
9
1
-
-
11
İbrahim oğlu Rami(Gencer)
3
Tarımsal
1
25
9
-
-
-
Bilö Numan oğlu İsmail Hakkı Bilö Abdurrahm
oğlu Zekeriya (Akhan)
14
Hasan oğlu TahsinGüngör (Kula oğlu
5
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
15
Necip oğlu Sadık (Yener)
4
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
16
Çenko Hüseyiİbrahim Aslan n
6
Tarımsal
1
25
3
-
-
-
60
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
17
Murtaza oğluMuharrem
3
Tarımsal
1
25
8
-
-
-
18
Hasan oğlu Abdullah
2
Tarımsal
-
25
8
-
-
- Hakkı oğlu Z
Türkoğlu (Hacı Bendu oğlu)
20 (Çana
Hasan) Lütfi-Raşit Kılır
3
Tarımsal
1
10
3
-
-
-
21
M.Ali oğlu Abbas (Barut)
3
Tarımsal
/3
30
4
-
-
-
22
Hasan oğlu Tah(Yavuz)
4
Tarımsal
1
31
9
-
-
-
23
Hayrettin oğlu Rüstem
3
Tarımsal
1
25
9
-
-
-
24
Süleyman oğlu Ali (Kumlu
6
Tarımsal
1
33
9
-
-
-
25
Bilö oğlu Mustafa (Can)
3
Tarımsal
1
34
8
-
-
-
26 Hüseyin oğlu İlya
Necmiye Zeren (Karısı Ra
2
Tarımsal
/3
21
9
-
-
-
27
İdris oğlu Hüseyin
(Cenkor)
2
Tarımsal
1
15
3
-
-
-
28
Celal oğlu Osman
7
Tarımsal
1
50
9
-
-
- 29 Abidin 2 Tarımsal1 25 9 - - -
30
İsmail oğlu İbrah
(Ünal)
4
Tarımsal
/3
30
9
-
-
-
31 Veli oğlu H
5
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
32
İlyas oğlu Mevlittin
(İncekara)
5
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
33
İbrahim oğlu Galip
3
Tarımsal
1
22
8
-
-
- 34 Abidin o5 Tarımsal1 13 4 - - -
35
Murat oğlu Osman(Saban)
6
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
36
Ragıp oğlu Vehip (Sevim)
4
Tarımsal
1
22
9
-
-
-
37
Ragıp oğlu Nazif (Varol)
1
Tarımsal
1
1
-
-
-
-
38
Hasan oğlu Abba
(Çeçu)
5
Tarımsal
1
33
9
-
-
-
39 Veli oğlu Fehim
1
Tarımsal
1
25
10
-
-
-
40
Hüseyin oğlu
3
Tarımsal
/3
10
3
-
-
-
61
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
Murtaza (Avcı) Şükrü o
kardeşi Murat(Aras) Osman
Mustafa oğlu Hasan (Tur)
43 Hüseyin oğlu
Türkoğlu (Hacı Bendi oğlu)
3
Tarımsal
1
30
8
-
-
-
44
Süleyman oğlu Rasim (Fişne
2
Tarımsal
1
26
4
-
-
-
45
Hafız Süleyman oğlu Ahmet
6
Tarımsal
1
46
-
-
1
-
46
Kara İbrahim oğlu Akif (Karayo
1
Tarımsal
/3
20
-
-
-
-
47
Conga Osman oğluRıza Zeytin
3
Şehirsel
1
25
9
-
-
-
48
Abidin oğlu Sa(Devran)
4
Tarımsal
1
32
9
-
-
-
49
Hüseyin oğlu Süleyman (Çi
3
Tarımsal
1
28
-
-
-
-
50
Veli oğlu Recep Esat (Er)
4
Tarımsal
-
25
9
-
-
-
51 (Hutbi
Sabri ve İdris (üoğlu)
3
Tarımsal
1
23
9
-
-
-
52
Hafız Ali oğlu Mustafa (Yeşilka
6
Tarımsal
1
26
9
-
1
-
53
Hüseyin oğlu Ahmet (
2
Tarımsal
1
20
8
-
-
-
54
İbrahim oğlu Ali (Batur)
6
Tarımsal
/3
26
9
-
-
-
55
İbrahim oğlu Sabri (Güzel)
5
Tarımsal
1
35
8
-
-
-
56
Ahmet oğlu Nafiz (Anayurt)
4
Tarımsal
1
53
8
-
-
-
57
Tahsin oğlu Hasan (Özkan)
4
Tarımsal
1
31
7
-
-
-
58
Haşim oğlu Osman
(Tufan)
3
Tarımsal
/3
25
9
-
-
-
59 Hasan o
4
Tarımsal
1
16
9
-
-
-
60
Necip oğlu Necip (Kara)
3
Tarımsal
2
25
9
-
-
-
62
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
61
Nafız oğlu İbrahiİyibar (B
5
Tarımsal
1
41
6
-
-
-
62
Halil oğlu Kadr(Yeşil)
4
Tarımsal
1
30
9
-
-
-
63 İbrahim karısı
Nuriye ve kızı Zühre (Mol
2
Tarımsal
1
20
9
-
-
-
64
Musa oğlu Mu(Erdoğan)
2
Tarımsal
1
23
9
-
-
-
65
İbrahim oğlu Feyzullah
2
Tarımsal
1
9
-
-
-
-
66
Halil oğlu Ali Zot (Canbakış)
5
Tarımsal
1
25
8
-
-
-
67 Pororu H
İbrahim oğlu Hasan (Uluçay)
5
Tarımsal
1
36
9
-
-
-
68
Bekir oğlu Hüse(Adıyeke)
3
Tarımsal
1
30
9
-
-
-
69
Hayrullah oğlu İbrahim (
5
Tarımsal
1
35
9
-
-
-
Abdullah oğ
4
ım
1
-
-
-
-
-
63
Ercan Haytoğlu ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
K
I. Arşivler
BCA (Başbakanlık Cum
BCA. 272-11-19-91-8.
II. Yazılı Kaynaklar Bayram, “Lozan Barış Antlaşması’ndan Sonra Balkan Ülkelerinden Muğla Vilayetine Gelen
51, Kasım 2001. , Ayhan, “Nüfusun Homojenleştirilmesi ve Ekonominin Türkleştirilmesi Sürecinde Bir Aşama: Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi, 1923–1924”, Hazırlayan Renee Hırschon, Ege’yi Geçerken 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi, (Çev: Müfide
Yayınları:95, İstanbul, 2005. emal, “Mübadele Göçmenlerini Türkiye’ye Taşıma Sorunu ve İzmir Göçmenleri (192
Yıl:1991, İzmir. emal, Büyük Mübadele, Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923–1925)
yayınları, 3.Baskı, İstanbul, 2003. Mihri, Türkiye Yunanistan Nüfus Mübadelesi, Ek
Müfide Pekin, Belge Yayınları, İstanbul, 2004.
Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü, Denizli Göçmen Döküm Cetveli.
Denizli Bayındırlık İl Müdürlüğü, Yunanistan Muhacirleri Esas Kayıt Defteri. AR, Fuat, İttihat ve Terakki’nin Müslüma
İletişim Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2002. ÇTI, Mehmet Ali, Nüfus Mübade
Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2004.
İPEK, Nedim, Mübadele ve Samsun, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 2000. Seha L. (Çev.), Lozan Barış Konferansı Tutanaklar-Belg
Kredi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, (Basım Tarihi yok). Baskın, Türk-Yunan İlişkile
64
Denizli-Honaz’a Yapılan Mübadele Göçü ÇTTAD, V/12,( 2006/Bahar)
65
ÖKSÜZ azı İstisnaları”,
ÖZÇEL illerin İskânı”, Kafalı Armağanı (Komisyon),
TOSUN
makaleler/ATA%2010/rtosun10.htm. (Erişim Tarihi: 20 Temmuz
SOYSA çeleri ve Açıklamaları
YALÇIN, Kemal, Emanet Çeyiz-Mübadele İnsanları, 8.Baskı, İstanbul, 2005.
1916 G ğumlu Bilö oğullarından Zekeriya oğlu Musafa
1919 G mlu Hafız Mehmet Emin kızı Kamile
).
).
1947 Honaz doğumlu Adil kızı Rabia (Tuskan) Akan (26.07.2006 ve 14.08.2006).
Yayınları: 2, Ankara, 1986. , Hikmet, “Türk-Rum Nüfus Mübadelesi’nin Sebep ve B
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XVI, S. 48., Kasım 2000. İK, Ayfer, “Denizli’de Mübad
Akçağ Yayınları, Ankara, 2002. , Ramazan, “Lozan ve Azınlıklar”, http://www.atam.selcuk. edu.tr/
2006) L, İsmail, Türkiye’nin Siyasi Andlaşmaları (1920–1945) (Tarih
ile Birlikte), C.1, Türk Tarih Kurumu yayını, Ankara, 1983.
UÇAROL, Rifat, Siyasi Tarih, 3.Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1985.
III. Sözlü Kaynaklar rebene kazası Kastro köyü do
Akan ( Mülakat: 26.07.2006). rebene kazası Vraşno köyü doğu
(Karabenli)Yeşilpınar (26.07.2006).
1920 Grebene kazası Vraşno köyü doğumlu Sabri kızı Zeynep Davran (26.07.2006
1936 Honaz doğumlu Hafız Mehmet Emin oğlu Necdet Karabenli (14.08.2006
1945 Honaz doğumlu Mustafa oğlu Hasan Akan (halen muhtar) (14.08.2006).
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
