1918 yılında Grebene'nin Dovratova köyünde doğan Bahri Fenni toprak zengini Sadettin Beyin oğlu. Dovratova'nın Türk ve Rumların iç içe yaşadığı bir köy olduğunu söyleyen Fenni şunları anlattı:
“Üç katlıydı evimiz. Annem Huriye Gublar’dan (Mirsina) gelin gelmiş. Çok büyük arazilerimiz vardı köyde. Babam bu arazilerin 40-50 dönümünde çiftçilik yapıyor, gerisini yerli Rumlara yarıcı olarak veriyordu. Babam köyümüzün zenginlerinden sayılırdı. Babasının tek çocuğuydu. Babasından bütün mallar ona kalmış. Yani toprak zengini. Yanımızda Rumlar çalışıyordu. Rumlardan arkadaşlarım da vardı. Bizi seviyor, sayıyorlardı.
Gelirken malımızı mülkümüzü Rumlara bıraktık, yanımıza bir şey almadık. Mallarımızı sattırmadılar. Dovratova’dan kamyonlarla Selanik’e gittik. Selanik’ten İzmir’e çıktık. Oradan da Burdur’a gittik, bir iki ay kaldık Burdur’da. Burdur’da babam ölünce bizden önce Mursallı’ya yerleşen dayılarım bizi yanına aldı. Buraya geldiğimizde yerli nüfus alarak sadece Arnavutlar vardı.
Mursallı’nın çevresindeki köylerde yaşayanlar 20 yıl öncesine kadar hor görüyordu bizi. Bize gâvur gözüyle bakıyorlardı. Elbette hatırlıyorum köyümü. Ama çare yok artık burada yaşayacağız. Çocuklarım, torunlarım da burada yaşayacak. Ama babam sağ olsaydı belki hep beraber dönerdik. O olmadığı için önemli değil. Buraya geldik çok zor şartlar altında yaşadık. Çok zahmetler çektik, sıkıntılar çektik. Çok çalıştık anca bu durumu gelebildik.
KAYNAK VE DEVAMI: http://www.mursalli.com/haber_detay.asp?haberID=14
mursallı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mursallı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saliha Gültoplar'ın Mubadele Anıları
Mursallı Köyünün en yaşlısı Duvrunsta (Klimataki) köyünden gelen Saliha Gültopların mubadele anıları
GAZETECİ YAZAR iSKENDER ÖZSOY'UN KALEMİNDEN:
“Köyümüz Türk ve Rum karışık bir köydü. Nispet yarı yarıyaydı. Mahallerimiz ayrı ayrıydı. Bakkallar Rumdu köyde. Onlardan alışveriş yapıyorduk. Buraya gelene kadar herkes kendi aleminde yaşadı. Amcamla evlerimiz yan yanaydı. Küçüktüm, annem Hasibe öldü. O günlerde çok ağladım. Arkadaşlarım ‘Ağlama helva yiyeceğiz’ diye güya beni teselli ediyordu. Anam ölünce babam analığım Zekiye’yle evlendi. Babamın analığımdan da bir çocuğu oldu. Biliyor musun sen, babam Yunus’u civar köylerden gelen çeteci Rumlar öldürdü. Bir gün köyün erkeklerini camiye toplamıştı o Rumlar. İşkence ettiler. Babam da o işkenceye dayanamayarak öldü.
Çevre köylerden Çatnahor ve Çutil’de akrabalarımız vardı. O köylere giderdik ailece. Arada bir festival olurdu, o zaman şenlenirdi ortalık. Komşu köy Çulh’tan (Agios Gorgios) köyümüze Rumlar gelirdi. Fistan giyerdi, ponponlu ayakkabı giyerdi Rum erkekleri. Ayrıca zil takar oynarlardı. Türk erkekleri pantolon ve ceket giyerdi. Önceleri fesliydiler, sonradan şapka taktılar. Kadınlar da ferace takardı. Düğünler şenlikli olurdu Duvrunsta’da. Atlarla gelin almaya gidilirdi. Bir hafta sürerdi düğünler. Davullar çalınır, ziyafetler verilirdi. Kadınlar, kızlar yüzlerine pudra sürer, kaşlarını kömürle boyardı. Gelinler tellerle süslenirdi. Geline kına da yakılırdı. Kına yakılırken memlekette de türküler söylenirdi. Kına yakmaya sadece kadınlar katılır, damat giremezdi gelinin yanına. Damat gelini ancak gerdekte görürdü.
Memleketten ayrılacağımıza yakın Türkiye’den Rumlar geldi. Akrabaların evlerinde toplandık hep. Evlerimizi onlara verdik. Türkiye’den gelenler Türkçe de biliyorlardı. Ama onlarla konuşmadık, komşuluk yapmadık. Anlaşamıyorduk. Pek iyi insanlar değildi. Pistiler. Galiba Elmalı’dan gelmişlerdi. Yola çıkarken Duvrunsta’nın yerli Rumlar arkamızdan, ‘Bizi bırakıp nereye gidiyorsunuz. Bu pis insanlarla biz nasıl anlaşacağız’ diye ağladı.
KAYNAK VE DEVAMI: http://www.mursalli.com/haber_detay.asp?haberID=20
GAZETECİ YAZAR iSKENDER ÖZSOY'UN KALEMİNDEN:
“Köyümüz Türk ve Rum karışık bir köydü. Nispet yarı yarıyaydı. Mahallerimiz ayrı ayrıydı. Bakkallar Rumdu köyde. Onlardan alışveriş yapıyorduk. Buraya gelene kadar herkes kendi aleminde yaşadı. Amcamla evlerimiz yan yanaydı. Küçüktüm, annem Hasibe öldü. O günlerde çok ağladım. Arkadaşlarım ‘Ağlama helva yiyeceğiz’ diye güya beni teselli ediyordu. Anam ölünce babam analığım Zekiye’yle evlendi. Babamın analığımdan da bir çocuğu oldu. Biliyor musun sen, babam Yunus’u civar köylerden gelen çeteci Rumlar öldürdü. Bir gün köyün erkeklerini camiye toplamıştı o Rumlar. İşkence ettiler. Babam da o işkenceye dayanamayarak öldü.
Çevre köylerden Çatnahor ve Çutil’de akrabalarımız vardı. O köylere giderdik ailece. Arada bir festival olurdu, o zaman şenlenirdi ortalık. Komşu köy Çulh’tan (Agios Gorgios) köyümüze Rumlar gelirdi. Fistan giyerdi, ponponlu ayakkabı giyerdi Rum erkekleri. Ayrıca zil takar oynarlardı. Türk erkekleri pantolon ve ceket giyerdi. Önceleri fesliydiler, sonradan şapka taktılar. Kadınlar da ferace takardı. Düğünler şenlikli olurdu Duvrunsta’da. Atlarla gelin almaya gidilirdi. Bir hafta sürerdi düğünler. Davullar çalınır, ziyafetler verilirdi. Kadınlar, kızlar yüzlerine pudra sürer, kaşlarını kömürle boyardı. Gelinler tellerle süslenirdi. Geline kına da yakılırdı. Kına yakılırken memlekette de türküler söylenirdi. Kına yakmaya sadece kadınlar katılır, damat giremezdi gelinin yanına. Damat gelini ancak gerdekte görürdü.
Memleketten ayrılacağımıza yakın Türkiye’den Rumlar geldi. Akrabaların evlerinde toplandık hep. Evlerimizi onlara verdik. Türkiye’den gelenler Türkçe de biliyorlardı. Ama onlarla konuşmadık, komşuluk yapmadık. Anlaşamıyorduk. Pek iyi insanlar değildi. Pistiler. Galiba Elmalı’dan gelmişlerdi. Yola çıkarken Duvrunsta’nın yerli Rumlar arkamızdan, ‘Bizi bırakıp nereye gidiyorsunuz. Bu pis insanlarla biz nasıl anlaşacağız’ diye ağladı.
KAYNAK VE DEVAMI: http://www.mursalli.com/haber_detay.asp?haberID=20
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)